TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14627/9

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 21
  • Article
    Mekanik Boyun Ağrılı Bireylerde Alt Ekstremite Posterior Plan Kaslarına Foam Roller İle Uygulanan Miyofasyal Gevşetme Tekniğinin Akut Etkisi
    (2021) Alkan, Mirsad; Besen, Kardelen; Coşkunsu, Dilber Karagözoğlu; Güler, Dilara
    Amaç: Myers tarafından tanımlanan fasyal\rzincirlerden biri olan Süperfisyal arka zincir\r(SAZ) ayak parmaklarından başlayıp supraorbital\rçıkıntıya kadar uzanan fasyal bir\rbanttır. SAZ öne eğilme (fleksiyon) hareketini\rlimitleyen ya da işlev bozukluğunda aşırı\rarkaya eğilme hareketine (ekstansiyon) sebep\rolan, primer olarak sagital planda postürü ve\rhareketi sağlayan başlıca zincirdir. Sağ ve\rsol tarafta olmak üzere iki SAZ vardır ve iki\rtaraf arasında etkileşim olduğundan dolayı\rdengesizliklerin gözlemlenip düzeltilmesi\rgerekir. Bu çalışmada aktif komponentler\rarası etkileşimi değerlendirmek için; Mekanik\rBoyun Ağrılı bireylerde Hamstring ve\rGastroknemius kaslarına uygulayarak Foam\rRoller (FR) Self Miyofasyal Gevşetme (SMG)\rtekniğinin servikal bölge Eklem Hareket\rAçıklığı’na (EHA), ağrıya ve kas kuvvetine\rolan akut etkisi araştırılmıştır.
  • Article
    Yüksek-Etkili Spor Atletlerinin Pelvik Taban Bilgisi, Farkındalığı ve Alt Üriner Sistem Semptomları: Kesitsel Bir Pilot Çalışma
    (2021) Celenay, Seyda Toprak; Düşgün, Elif Sena; Degirmendereli, Ahmet Rasit
    Amaç: Pelvik taban ve alt üriner sistem semptomları (AÜSS) atletler için önemli konulardır. Bu çalışma, yüksek-etkili spor atletlerinin pelvik taban ile ilgili bilgi ve farkındalık düzeylerini ve AÜSS’lerini değerlendirmeyi ve cinsiyetler arasında pelvik taban bilgi ve farkındalık düzeylerini karşılaştırmayı amaçladı. Gereç ve Yöntemler: Toplam 88 atlet dâhil edildi. Pelvik taban bilgisi ve farkındalığı sorgulandı. AÜSS, Bristol Kadın Alt Üriner Sistem Semptom Anketi ve Uluslararası İnkontinans Konsültasyon Sorgulama Anketi-Erkek Alt Üriner Sistem Semptomları ile değerlendirildi. Pearson ki kare ve Fisher's exact testleri kullanıldı. Bulgular: Elli atlet (%56,8) futbolda, 21’i (%23,9) basketbolda ve 17’si (%19,3) voleybolda yer almaktaydı. Atletlerin çoğu pelvik taban kaslarını (PTK) duymamıştı (%73,9), PTK fonksiyonunu (%84,1) ve pelvik taban disfonksiyonu tedavisini (%86,4) bilmiyordu. Atletlerin çoğu pelvik taban kas egzersizlerini (PTKE) duymadığını (%84,1) ve hiç PTKE yapmadığını (%90,9) bildirdi. Kadın atletlerde pelvik taban bilgi düzeyi erkek atletlere göre daha yüksekti (p<0,05). Ayrıca kadın atletlerde en sık görülen AÜSS, depolama semptomlarına göre noktüri (%75,9) ve aciliyet hissi (%75,9), işeme semptomlarına göre duraksama (%62,1) iken; erkek sporcularda bu semptomlar depolama semptomlarına göre gündüz işeme sıklığı (%39,0) ve noktüri (%20,4), işeme semptomlarına göre tam boşaltamama (%11,9) idi. Sonuç: Atletler sınırlı pelvik taban bilgisi ve farkındalığına sahipti. Kadın atletler, erkek atletlerden daha fazla AÜSS’ye sahipti.
  • Article
    Kemoterapi Alan Akciğer Kanserli Hastalarda Tat Değişikliklerinin Değerlendirilmesi
    (2022) Özkan, İlknur; Eroglu, Nermın
    Amaç: Bu çalışma kemoterapi alan akciğer kanserli hastaların deneyimledikleri tat değişikliklerini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel olarak planlanan bu çalışma İstanbul ilinde bir eğitim araştırma hastanesinin kemoterapi ünitesinde Aralık 2020- Mayıs 2021 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırma verileri tanımlayıcı bilgi formu ve Kemoterapiye Bağlı Tat Alma Değişikliği Ölçeğiyle toplanmıştır. Bulgular: Akciğer kanserli hastaların % 62.3’ünün tat değişikliği deneyimlediği, % 68.6’ sının tat değişikliğine yönelik sağlık profesyonellerinden bilgi almadığı, %35.8’inin tat değişimini metalik tat olarak tanımladığı, %35.8’inin tat değişikliğiyle baş etme yöntemi olarak yemekleri soğuk yedikleri saptanmıştır. Hastaların CiTAS ölçeğinin temel tatlarda azalma alt boyut ortalamasının 2.49±1.39; rahatsızlık alt boyut ortalamasının ve paraguzi and fantoguzi alt boyut ortalamasının 2.48±1.35; genel tat değişikliği alt boyut ortalamasının ise 2.49±1.36 olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmada kemoterapi alan akciğer kanserli hastaların yarıdan fazlasının tat değişikliklerini deneyimlediği, orta şiddette tat duyusunda değişiklik ve rahatsızlık yaşadıkları ve en çok tanımladıkları tat değişikliğinin metalik tat olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda sağlık profesyonellerinin akciğer kanserli hastaların yaşadıkları tat değişikliklerini farkında olması, niteliğini ve şiddetini değerlendirmesi, takip etmesi ve buna yönelik gerektiğinde interdisipliner yaklaşımla önleyici ve tedavi edici girişimlerde bulunması önerilmektedir
  • Article
    Kronik Bel Ağrılı Bireylerde Kayropraktik Manipülasyonu İle Mulliganmobilizasyonu Tekniğinin Ağrı ve Fonksiyonellik Üzerine Etkisininkarşılaştırılması
    (2022) Özcan, Emrah; Tekın, Demet; Hatık, Sefa Haktan
    Amaç: Çalışmanın amacı, kronik bel ağrısı tanısı almış sağlık çalışanlarında, kayropraktik manipülasyon ve mulligan mobilizasyon tekniği yöntemlerinin ağrı ve fonksiyonellik üzerine etkinliğini karşılaştırmaktır. Araçlar ve Yöntem: Kronik bel ağrılı, 20-50 yaşları arasındaki (Mulligan grubu 27.70±6.57, Kayropraktik grubu 31.15±8.15) gönüllü 40 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm olgular antropometrik olarak değerlendirildikten sonra randomize olarak kayropraktik manipülasyon grubu (KMG) (n:20; 11 kadın, 9 erkek) ve mulligan mobilizasyon grubu (MMG) (n:20; 17 kadın, 3 erkek) olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Tedavi öncesinde bütün gruplar numerik ağrı skalası (NAS) ve Oswerty bel ağrısı engellilik anketi ile değerlendirilmiştir ve ardından gonyometre ile kalça ve belin normal eklem hareket açıklığına bakılmıştır. Haftada 2 kez, 4 hafta süresince KMG’ye kayropraktik manipülasyon, MMG’ye ise mulligan mobilizasyon tekniği uygulanmıştır. Katılımcılara bu uygulamalar dışında ekstra hiçbir tedavi uygulanmamıştır ve ilave bir aktivite içinde bulunmamalarına özen gösterilmiştir. Bulgular: Tedavi öncesi ve sonrası olmak üzere 2 farklı zaman diliminde yapılan testlerle uygulamaların etkinlikleri karşılaştırılmıştır. Antropometrik ölçüm değerleri açısından gruplar arasında bir farklılık bulunmamıştır (p&gt;0.05). Grup içi analiz sonuçlarında her iki grupta bütün değerlendirme parametrelerinde anlamlı farklılıklar bulunmuş olup olumlu yönde bir iyileşme görülmüştür (p&lt;0.05). Gruplar arası değerlendirme sonucunda ise MMG ve KMG arasında tedavi öncesi ve sonrası değerler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p&gt;0.05). Sonuç: Kronik bel ağrısı tedavisinde kayropraktik manipülasyon ve mulligan mobilizasyon tekniği yöntemleri arasında başarılı sonuçlar açısından bir üstünlük bulunamamıştır. Kronik bel ağrılı hastalarda her iki yöntemin de uygun koşullara göre kullanımı kabul görülmektedir.
  • Article
    Covıd-19 Enfeksiyonlarında Dizi Analizi Yöntemlerine Genel Bakış
    (2022) Kılbaş, Elmas Pınar Kahraman; Aslan, Ferhat Gürkan; Altindis, Mustafa
    Şiddetli akut solunum sendromu koronavirüs 2 (SARS-CoV-2), koronavirüs hastalığı 2019'un (COVID-19) etkeni olarak tanımlandı ve genomik veriler ilk olarak 10 Ocak 2020'de Çin tarafından paylaşıldı. O tarihten itibaren, dünya genelinde toplanan örneklerden viral genomu dizilemek için çok büyük çaba harcandı. Yakın geçmişte, kökenleri izlemek ve bulaşıcı ajanların evrimini anlamak, salgınların yayılma zincirlerini araştırmak, hem etkili ve hızlı moleküler tanı testlerinin geliştirilmesini kolaylaştırmak hem de tedavi ve aşıların araştırılmasına katkıda bulunmak için, yeni nesil dizileme (NGS) stratejileri, başarıyla kullanılmıştır. Teknoloji ve bilimdeki son gelişmeler, COVID-19'un etkeni olan ağır akut solunum sendromu koronavirüsü-2'nin (SARS-CoV-2) genomlarının, bir vakanın tanımlanmasından sonraki saatler veya günler içinde dizilenmesine olanak sağlamıştır. Bu sayede, ilk kez, bir pandeminin halk sağlığı ve epidemi boyutu gerçek zamanlı olarak izlenebilmektedir. SARS-CoV-2 genom dizilerinin erken paylaşımı, moleküler tanı testlerinin hızla geliştirilmesine olanak sağlayarak, küresel hazırlığa ve karşı önlemlerin tasarımına katkıda bulunmuştur. Hızlı, büyük ölçekli virüs genom dizilimi, viral salgınların dinamiklerini anlama ve kontrol önlemlerinin etkinliğini değerlendirmede oldukça önemlidir. SARS-CoV-2 gen dizilimi, gelişmiş tanılar, karşı önlemlerin geliştirilmesi ve hastalık epidemiyolojisinin araştırılması dahil olmak üzere birçok farklı alanda kullanılabilir. COVID-19'un etiyolojik ajanının genomik dizisini tam olarak tanımlamak için etkili ve hızlı dizileme yöntemlerinin geliştirilmesi, tanısal moleküler testlerin tasarımı ve pandemi yayılımını azaltmada etkili önlemlerin alınması ve stratejilerin belirlenmesinde temel olmuştur. Mevcut dizilerin sayısından anlaşıldığı gibi, SARS-CoV-2 genomlarına, farklı yaklaşımlar ve dizileme yöntemleri uygulanabilir. Bununla birlikte, her teknoloji ve dizileme yaklaşımının kendi avantajları ve sınırlamaları vardır. Bu derlemede, SARS-CoV-2 genomlarının dizilenmesi için şu andaki mevcut platformlar ve metodolojik yaklaşımlardan bahsedilecektir.
  • Article
    Canlı Karaciğer Donör Adaylarında Hepatosteatozun Saptanmasında Biyopsi, Bilgisayarlı Tomografi ve Manyetik Rezonans Görüntülemenin Karşılaştırılması
    (2021) Sokmen, Bedriye Koyuncu; Şahin, Tolga; Koçak, Erdem; Oral, Alihan
    Amaç: Karaciğer donöründe hepatosteatoz (HS) varlığı, karaciğer transplantasyonu sonuçları üzerinde olumsuz etkilere sahiptir. Bu nedenle, donörde HS’nin tespiti, nakil öncesi dönemde hayati önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, canlı karaciğer donör adaylarında HS’nin saptanmasında karaciğer biyopsisi ve radyolojik yöntemlerin etkinliğini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Demiroğlu Bilim Üniversitesi’ne karaciğer transplantasyonu için donör adayı olarak kabul edilen 226 sağlıklı birey çalışmaya dahil edildi. Donörlerin demografik, histopatolojik, laboratuvar ve görüntüleme bulguları retrospektif olarak incelendi. Donörlerin bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) taramaları geriye dönük olarak yeniden değerlendirildi ve karaciğer yağ ölçümleri kaydedildi. Bulgular: Hastaların %39’u (88) kadın, %61’i (138) erkekti. Çalışma popülasyonunda ortalama yaş 34,3±8,7 yıl, ortalama ağırlık 78,0±12,6 kg, ortalama boy 169,1±9,6 cm ve ortalama vücut kitle indeksi 27,2±4,0 idi. Karaciğer biyopsisinde donörlerin %42’sinde <%5 HS vardı ve donörlerin %58’inde >%5 HS vardı. Hem BT hem de MRG, HS saptamada biyopsi ile anlamlı korelasyon gösterdi (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda MRG’nin BT kadar biyopsi ile ilişkili olduğu ve HS’nin saptanmasında rahatlıkla kullanılabileceği bulunmuştur. Karaciğer donörlerinde MRG kullanımı, iyonizan radyasyon içermemesinden dolayı nakil öncesi donör için daha uygun bir yöntem olabilir.
  • Article
    Meme Kanserli Hastaların Ailesel Öykü Varlığı İle Kanser Tanısı Alma Evresi Arasındaki İlişki
    (2021) Özkan, İlknur; Eroglu, Nermın
    Amaç: Meme kanserli hastaların ailesel öykü varlığı ile kanser tanısı alma evresi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmış ve uygulanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, Ekim-Aralık 2019 tarihleri arasında kemoterapi ünitesine başvuran 144 hasta dahil edilmiştir. Çalışma verileri hastalara araştırma hakkında bilgi verilerek, yüz yüze görüşülerek, anket formu kullanılarak toplanmıştır.Bulgular: Hastaların %27.8’inin ailesinde meme kanseri öyküsünün olduğu, meme kanseri tanısını en çok II. Evre (%58.3) ve ailesel meme kanseri öyküsüne göre kanser tanılama evrelerinin dağılımı istatistiksel olarak anlamlı (p=0.000) ve I. evrede ailesel meme kanseri öyküsü olanlar olmayanlara göre yüksek, IV evrede ise düşük olarak belirlenmiştir. Ailesel meme kanseri öyküsü olanların % 28.2’sinin, olmayanların ise %21.0’ının kendi kendine meme muayenesinde ilk kez kitleyi fark ettiği ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p=0.000, p=0.014).Sonuç : Hastaların ailesel meme kanseri öyküsünün olması, meme kanseri tanılama evrelerini, memedeki kitleyi ilk fark etme şekillerini etkilediğini, hastaların ailesel meme kanseri öyküsünü risk faktörü olarak algılamalarının erken dönemde tanılamada etkili bir faktör olduğunu düşündürmektedir.
  • Article
    Canlı Vericili Karaciğer Naklinde Retrospektif Donör Hepatektomi Sonuçları- Tek Merkezdeneyimi
    (2021) Andaçoğlu, Oya M.; Dönmez, Ramazan
    Amaç: Donör hepatektomi tekniğimizi ve donör seçimimizi tanımlamayı, vaka serimizi gözden geçirmeyi, \rkomplikasyon oranlarımızı ve sonuçlarımızı bildirmeyi amaçladık. \rGereç ve Yöntemler: Yeditepe Üniversite Hastanesi'nde Ekim 2019- Kasım 2020 tarihleri arasında 41 ardışık \rdonör hepatektomi olgusunu retrospektif olarak inceledik. Komplikasyonlar Clavien-Dindo sınıflamasına göre \rderecelendirildi. Tüm olgular laparotomi ile yapıldı. \rBulgular: 41 donör olgusunun 38'i (%92,6) sağ lob, 2'si (%4,8) sol lob ve 1'i (%2,4) sol lateral segment donör \rhepatektomisi idi. Takip süresi 9 ± 2,2 aydı (4-16 ay). Sekiz (%19,5) komplikasyon vardı ve hepsi minördü \r(derece 1 veya 2). Derece 3 veya daha yüksek komplikasyon görülmedi. Üç donörde heterozigot Faktör 5 \rLeiden mutasyonu ve 4 tanesinde heterozigot protrombin mutasyonu vardı. Kalış süresi ortalama 6,4±1,4 gündü \r(aralık = 5-12). Kontrollü diyet ve egzersiz programı ile 10 donör kilo verdi. Bu hasta alt grubunda bir yara \rkomplikasyonu vardı. \rSonuç: Tek merkezli donör hepatektomi serimizi çok iyi sonuçlarla sunuyoruz. Ayrıca Vücut Kitle İndeksi > 30\rkg/m2\rolan donörler için başarılı kilo vermeyi de tanımlıyoruz. Donör güvenliği, canlı donör karaciğer naklinin \ren önemli bileşenidir. Donör sonuçları iyi oldukça, canlı vericili karaciğer nakli dünya çapında yaygınlaşmaya \rdevam edecektir.\r
  • Article
    Acute Serious Hepatitis of Unknown Cause in Children
    (Galenos Publishing House, 2022) Kılbaş, E.P.K.; Altındiş, M.
    On April 5, 2022, an increase in cases of acute hepatitis of unknown etiology was reported in previously healthy children under the age of 10 in the United Kingdom. Since there is no link between these patients, called acute non-HepA-E hepatitis, and viral hepatitis agents (hepatitis A, B, C, D, and E), the possible etiology, and pathogenesis of this emergency is being investigated. One of the alarming features of this epidemic is the high requirement for liver transplantation in a fraction of the cases. In cases other than hepatitis A, B, C, D, and E, a case definition is made by looking at a series of clinical pictures, including serum transaminase levels and age. As of August 26, 2022, 513 cases of acute hepatitis have been reported in Europe and 1,010 globally. Adenovirus was detected in 75% of cases tested in the UK, but data for other countries are still lacking. The role of other etiologic agents is still under investigation. The exact disease pathogenesis has not yet clear. Evidence of human-to-human transmission of the disease remains unclear. Epidemiological studies are critical in clarifying the uncertainties regarding the existence of links between the cases reported to date. Continuing the national and international surveillance activities of the countries in an organized manner is the most basic issue required for the elimination of the epidemic. Copyright © 2022 Tehran University of Medical Sciences.
  • Article
    Citation - Scopus: 2
    Platanus Orientalis (Plane Tree) Extract Protects Against Hyperoxaluria Induced Kidney Damage
    (Marmara University, 2022) Ayaz Adakul, B.; Şen, A.; Şener, T.E.; Erdoğan, Ö.; Çevik, Ö.; Eker, P.; Şener, G.; Ertas, Büsra; Çetinel, Şule; Bölükbaşı, Furkan; Şenkardeş, İsmail
    The aim of this study is to determine whether Platanus orientalis (PO) which has anti-inflammatory, antioxidant and diuretic properties and used in the treatment of kidney stones as traditional folk medicine, will reduce or prevent the stone formation in the urinary system. To simulate the urolithiasis model 0.75% ethylene glycol (EG) and 1% ammonium chloride (AC) were applied to Sprague-Dawley rats. The rats were divided into four groups (n=8). The control group was given standard drinking water for 5 weeks. EG group received 0.75% EG in their drinking water containing 0.75% EG and 1% AC. PO extract (100 mg/kg) was given orally for 5 weeks to the preventive group and for last 2 weeks to the therapeutic group, respectively. At the end of experiment, 24-hour urine and kidney samples were obtained. In urine samples, calcium and citrate levels were decreased and oxalate level was increased in the EG group. In kidney samples myeloperoxidase, caspase-3, N-acetyl-β-glycosaminidase (NAG) activities, malondialdehyde (MDA), 8-hydroxy-2-deoxyguanosine (8-OHdG), tumor necrosis factor-α and interleukin-1β levels were increased while superoxide dismutase activity and glutathione levels were decreased in the EG group. These biochemical parameters returned to control levels in both PO treatment groups. Histological findings also correlate with these results. Our findings are suggested that PO treatments is effective in both preventive and therapeutic groups. © 2022 Marmara University Press.