TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14627/9
Browse
9 results
Search Results
Article Enerji Politikalarında Denge Arayışı, Abd - Rusya ve Avrupa Birliği Üçgeni: Türkakım Projesinin Belirleyici Faktörleri(2019) Sıvış, EfeAkamete uğrayan Güney Akım projesi sonrasında, Rusya ve Türkiye tarafından desteklenen TürkAkım Projesi, Avrupa’nın doğal gaz tedarik hacmini güney rotası üzerinden iki katına çıkarmayı hedeflemektedir. ABD’nin, Kremlin’in politikalarının Avrupa Birliği’nin Rusya doğalgazına olan bağımlılığını artırmayı hedeflediğini savunmasına rağmen Avrupa Birliği’ne üye bazı ülkeler TürkAkım’ı kendileri açısından olumlu görmektedirler. Bu makalede TürkAkım projesinin temel belirleyicileri ortaya konulacak ve projenin ABD, Rusya ve Avrupa Birliği nezdindeki dış politika yansımaları Uluslararası İlişkiler literatüründe bulunan güvenlikleştirme teorisi çerçevesinde analiz edilecektir.Article Cumhuriyet’in 100. Yılında Siyasi Partilerin 2023 Seçim Beyannameleri Üzerinden Türkiye Siyasetine Karşılaştırmalı Bir Bakış(2023) Duygulu, Sirin; Apak, Dilhan; Karkis, Ozlem Ingun; Köseoğlu, NihanSeçim beyannameleri, demokrasi kültürünün gelişimi ve seçmenlerin oy verme davranışlarının daha bilinçli hâle gelmesi bakımından önemli bir role sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk seçim beyannamesi, 21 Temmuz 1946 tarihinde yapılan Milletvekili Genel Seçimleri’nde siyasal hayattaki yerini almıştır. Seçim beyannamelerinin, daha sonraki yıllarda siyasi partiler tarafından daha fazla önemsendiği ve detaylandırılarak hazırlandığı görülmektedir. Demokrasilerin temel unsuru olan siyasi partiler, yayınladıkları seçim beyannameleri ile toplumsal siyasallaşmaya da katkıda bulunmaktadırlar. Bu beyannameler aracılığıyla seçmenler, siyasi partilerin vaatleri ve politikaları hakkında bilgi sahibi olurken; bu vaat ve politikaların, reel hayattaki sorunlarla ne kadar kesiştiğini de değerlendirme imkânı oluşmaktadır. Cumhuriyet’in 100. yılında siyasi partilerin seçim beyannameleri daha büyük bir önem kazanmakta; siyasi parti ve seçmen etkileşimi açısından da mühim bir iletişim aracı olarak kabul edilmektedir. Bu makalede, 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılan 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi sonucunda TBMM’ye milletvekili göndermiş olan Adalet ve Kalkınma Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Yeniden Refah Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, İYİ Parti, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi ve Türkiye İşçi Partisi’nin ve partilerin dahil olduğu ittifakların yayınladığı seçim beyannameleri, Kadın Politikaları ve Dış Politika bağlamında uluslararası ve bölgesel örgütlerle ilişkiler alanlarında vaat edilen hedefler özelinde betimsel araştırma yöntemiyle incelenmiştir. Bu bağlamda bu çalışmada, Cumhuriyet’in 100. yılında Türkiye siyasetinin vaat edilen hedeflerle nasıl şekilleneceğinin karşılaştırmalı bir şekilde ortaya konması hedeflenmektedir.Article Ukrayna’nın Turuncu Devrimi ve Amerikan Dış Politikası(2020) Sıvış, Efe2004 yılında Ukrayna’da gerçekleşen başkanlık seçimlerinin ardından geniş halk kitlelerinin sokaklara çıktığı Turuncu Devrim olarak bilinen süreç yaşanmıştır. Söz konusu sokak gösterilerinin şiddet içermediği, adil seçimler talep ettiği ve iktidarın Leodind Kuchma’dan Viktor Yushchenko’ya devredilmesine yönelik gerçekleştiği görülmektedir. Turuncu Devrim’in öncesinde yer alan gelişmeler ve gösteriler, uluslararası ilginin odağı haline gelmiş ve demokrasi yönünde eğilim gösteren bir milletin tezahürü olmuştur. Bu çalışma Turuncu Devrimi ele almakta ve konuya ilişkin ABD’nin politikalarını değerlendirmektedir.Article El Şebab’in Propaganda Araci Olarak Covid-19(2020) Özdemir, ÖzlemBu çalışma, El Şebab’ın, küresel bir salgın hâline gelen ve tüm dünyayı etkisi altına alan COVID19’u propaganda aracı olarak nasıl kullandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Somali’de ilk COVID-19 vakasının 16 Mart 2020 tarihinde görülmesinin ardından salgının ülke genelinde giderek yayılması, merkezi hükümetin diğer ülkelerde olduğu gibi birtakım tedbirler almasına neden olmuştur. Ancak, başarısız devlet olarak tanımlanan Somali’nin salgın ile mücadelesi oldukça zordur. Bunun en büyük sebebi El Şebab’ın hükümeti salgına karşı yetersiz ve ilgisiz göstermeye çalışması ve kendince önlemler almaya başlamasıdır. Merkezi hükümetin, virüsle mücadelede eyaletlerle iş birliğinin ve koordinasyonun yetersiz olması ve üst düzey devlet görevlilerinin de virüse yakalanması El Şebab’ın propagandasını güçlendiren bir durum olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışmada, nitel araştırma yöntemi kullanılarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve Doğu Afrika Araştırma ve Stratejik Çalışmalar Merkezi’nin raporları ve medyaya yansıyanların betimlenmesine çalışılmıştır. Edinilen bulgular neticesinde, sömürgeleştirilen Somali halkını temsil ettiği ideolojisinden hareket eden örgütün, cihat ilanını meşrulaştırmak için işgalci Hristiyan ülkelerin virüsü yaydığı propagandasını yaptığı sonucuna varılmıştır.Article 1930’lu Yıllarda Türk Dış Politikasındaki Değişim: Amerikan Dışişleri Belgelerinde Türkiye’nin Alman Ekonomik ve Siyasi Baskısını Dengeleme Girişimleri(2020) Sivis, EfeBu çalışmada Türkiye’nin 1930’lu yıllardaki dış politikası, Amerikan Dışişleri belgeleri ışığında incelenmiştir. Ankara’nın dış politikası ile paralel bir seyir izleyen dış ekonomik ilişkilerinde 1930’lu yılların ikinci yarısından itibaren Almanya’ya ağırlık veren bir modelden daha dengeli bir modele doğru bir değişimin yaşandığı görülmektedir. Söz konusu değişimin Türk ekonomisi üzerindeki Alman etkisinin azaltılması yönünde gerçekleştiği, İtalya’nın 1936 yılında Etiyopya’yı işgaliyle Türkiye’nin politikalarında değişimin başladığı, Almanya’nın 1938 yılında Avusturya’yı, 1939 yılında Çekoslovakya’yı işgaliye Ankara’nın İngiliz-Fransız ittifakına yaklaştığı görülmektedir. Bu süreçte Türkiye, ABD’ye yönelik ekonomik destek taleplerinden herhangi bir sonuç alamasa da İngiltere’nin Türk ekonomisine yönelik kredi tahsis etmek suretiyle Alman etkisinin kırılmasına destek verdiği görülmektedir. Nitekim Türkiye-İngiltere arasında savunma konusunda iş birliğini öngören Türkİngiliz Deklarasyonu 12 Mayıs 1939 tarihinde yayımlanmış ve Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcından önce 19 Ekim 1939 tarihinde İngiltere’nin başı çektiği Türk İngiliz-Fransız Üçlü İttifakı’na dâhil olmuştur. Çalışmada Almanya’nın Türkiye’nin politika değişikliklerine ilişkin hamleleri ve Türkiye’nin yer aldığı Üçlü İttifak Antlaşması’nın ekonomik boyutu mevcut literatüre ve Amerikan arşiv belgelerine dayanarak ele alınmıştır.Article Nato’nun Sırbistan’a Yönelik Operasyonunun Ardından Bölgede Konuşlanan Unmık ve Kfor’un Mevcudiyeti ve Faaliyetleri(2020) Sıvış, Efeİkinci Dünya Savaşı’nın ardından Kosova, Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin içinde Sırbistan’ın özerk bir eyaleti konumuna gelmiştir. 1980’li yıllarda, bölgede Kosova’nın tam bağımsız bir cumhuriyet olması yönünde isyanların gerçekleştiği görülmektedir. Sürecin 1999 yılında Başkan Milosevic’in Kosova üzerinde Belgrad’ın doğrudan kontrolüne yönelik adımları sonucunda daha da alevlendiği ve durumun NATO’nun sivillere yönelik katliamlara karşı Belgrad üzerinde gerçekleştiği hava saldırılarını gevşetmeye zorladığı görülmektedir. 78 gün süren bombalamanın ardından BMGK’nın 1244 numaralı kararı ile Başkan Milosevic’in Kosova üzerindeki yönetim hakimiyeti askıya alınmış ve yetkilendirilmiş bir NATO barışgücü (KFOR) ile Birleşmiş Milletler Kosova Geçici Yönetim Misyonu(UNMIK) oluşturulmuştur. 1999 yılında, savaşın ardından UNMIK’ın kurulmasının bölgede oluşan ihtiyaca karşılık gerçekleştiği ve UNMIK’ın Kosova’daki kurumların oluşturulmasına, gelecek hükümetler için gerekli atmosferin sağlanmasına destek verdiği görülmektedir. Kosova’nın seçim süreçleri ve adli sistem konularında kayda değer bir başarı göstermesine rağmen hem UNMIK’in hem de KFOR’un bir çok açıdan eleştirildiği görülmektedir. Uluslararası toplumdan gelen eleştirilere rağmen, UNMIK ve KFOR halen Kosovo topraklarında faaliyet göstermektedir ve diğer uluslararası örgütler ve Avrupa Birliği misyonu (EULEX) ile işbirliğini sürdürmektedir. Bu çalışmada güvenlik kavramı çerçevesinde, yaklaşık yirmi yıldır süren UNMIK ve KFOR’un bölgedeki mevcudiyeti incelenmiş ve söz konusu girişimlerin bölgedeki barış ve güvenliğe yaptıkları katkı analiz edilmiştir.Article Ukrayna Savaşı’nda Büyük ve Bölgesel Güçlerin Mücadelesi: Rusya’nin Perspektifi(2024) Uyar, Can; Uyar, Merve Hazer YiğitBu çalışma Şubat 2022’de başlayan Ukrayna-Rusya Savaşı’nı Rusya perspektifinden değerlendirmektedir. Çalışmada Rusya’nın neden Ukrayna’ya savaş ilan ettiği Rusya’nın politikaları, resmî belgeleri ve resmi düzeyde söylemleri ele alınarak incelenmiştir. Soğuk Savaş’ın bitmesine rağmen askerî bir yapı olan NATO’nun ve ekonomik-siyasi yapı olarak AB’nin Doğu Avrupa genişlemesi Rusya’da Yeltsin döneminden beri yakından izlenmektedir. Putin döneminde ise bunun bir tehdit olduğu resmî belgelere yansımıştır. Bu noktada bu savaşın sadece Rusya’nın değil Batı’nın politikaları etkisiyle de ortaya çıktığı çıkarımı yapılmıştır. Ukrayna – Rusya Savaşı’nın küresel çapta etkileri mevcuttur, bu nedenle de Ukrayna’nın büyük ve bölgesel güçlerin bir mücadele alanı hâline geldiği kanısına varılmıştır. Ukrayna’nın büyük güçler arası bir mücadelenin yansıması olan bir savaşa konu olduğu da araştırmanın bir diğer bulgusudur. Araştırma sonucunda Rusya’nın özellikle NATO’nun genişlemesiyle Batı’dan gelen bir tehdit algısı, ABD ile olan mücadelesi, eski Sovyet bölgesindeki nüfuzu koruma çabası nedenleriyle Ukrayna’ya savaş ilan ettiği görülmüştür.Article Avrupa Birliği ve Türkiye’de Sivil Toplumun Son On Yılı: Sivil Alanın Daralması Tartışmalarına Karşılaştırmalı Bir Bakış(2024) Köseoğlu, Nihan Akıncılar; Duygulu, ŞirinAdalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Avrupa Birliği'ne (AB) üyelik hedefi doğrultusunda 2002 yılında ilk kez iktidara geldiğinde reform, demokratikleşme ve Avrupalılaşma sürecine odaklanmıştır. Türkiye'de sivil toplumun daha da gelişmesi, Kopenhag Siyasi Kriterlerinin yerine getirilmesinde çok önemli bir rol oynamaya başlamıştır. Bu reform süreci 2005 yılında yavaşlamış ve Türkiye 2011 yılında ‘Avrupalılaşmama’ olarak adlandırılan yeni bir döneme girmiştir. AKP’nin AB üyelik vizyonundan kademeli olarak uzaklaşması ve genel demokratik gerileme, sivil alanın daralmasının arkasındaki ana nedenler olarak kabul edilmektedir. Ancak sivil toplumun mevcut sorunlarını açıklamada yapısal ve bağlamsal yerel faktörlere odaklanan savlar, resmin bir bölümüne ışık tutmaktadır. Sivil toplumun AB içinde karşı karşıya kaldığı sorunların, özellikle de demokratik gerilemenin bir sonucu olarak sivil alanın dünya genelinde daralmasının da altı çizilmelidir. Böyle bir bakış açısı, yalnızca karşılaştırmalı analiz için bir temel sağlamakla kalmaz, aynı zamanda AB'nin Türkiye’deki sivil toplumun üzerindeki etkisini sınırlayan daha geniş dinamiklerinin daha iyi anlaşılmasına da yardımcı olur.Article Space as a Source of Alienation in the Context of Migration Debates(Yildiz Technical Univ, Fac Architecture, 2022) Ulubay, Serhat; Onal, FerideMigration is one of the main agenda items of the time we live in. Migration mobility, which is defined as an act of displacement in its basic meaning corresponds to a process affecting many dynamics. It does not seem possible to make an overarching immigration definition due to the reasons for its emergence, the effect it creates on the social structure and the difference in its results. The phenomenon of immigration existing in the literature with definitions closer to its essential sense such as 'spatial mobility', 'act of displacement', 'transition from one place to another with the intention of settlement' does not contain the content of an absolute border crossing action. Crossing a border does not end the act of migration, but immigrants encounter ethnic, religious, social, class and many other thresholds and borders. For this reason, migration is not just an act of displacement. Immigrants migrate to places, cultures, social structures, life and many other aspects of new geographies. Social elements and spaces established with daily lives are one of the thresholds faced by the immigrant. Immigrants are stuck between the places in their geographies and the places and lifestyles in their new places where they came through immigration. This contrast manifests itself as soon as they step into a new geography and this situation transforms into an element of oppression for immigrants. The migration does not only correspond to the loss of physical spaces, but also to the dissipation of all social and daily life. For that reason, Arent, Heidegger and Blanchot define migrations of the current time period is independent of a physical displacement, alienation from the social and daily life acts to which one belongs and estrangement of the individual from his own essence. Alienation of one's own self, identity and sociality, drags them into an everlasting migration. For this reason, Blanchot emphasises that immigration starts as soon as the immigrant gets used to the places where he/she migrates, not when he/she fails to get used to the places. It is worth remembering that the space cited here has abstract content as well as concrete construction activity. Space according to Lefebvre exists as a product of the cultural, social and historical acts of societies. For this reason, it is specific to a community. It incorporates not only a concreteness, but also the mentality containing the traces of communities. Space represents a critical threshold in debates about immigration. For immigrants, space is both the grounds fin- establishing a sense of belonging and preserving their own identity, as well as the source of alienation and mental migration. This contrast is discussed in the study through Derrida's "hospitality" statement and the concepts of spatial memory and belonging. Immigrant according to Derrida, encounters a sovereign power defining itself as the owner of the place, in other words, the host, in the geography where he migrated. The host offers a place to the immigrant, whom he/she sees as a guest, and hosts him/her in his home. In fact, the landlord defines where, how and in what way he or she will live, together with the space and draws limits to him/ her. That he/she presents his/her way of life to the immigrant as if it were a rule that he/she must abide by. This style of presentation is a kind of imposition, because it doesn't contain any preference option in it: "I host you in my home. Welcome to my home, save to adhere my language, tradition, lifestyle, laws and rules". This language of life that the immigrant does not recognise and is not familiar with, is an act of mental 'violence perpetrated against him/her. This act of violence takes place through space. Although the immigrant loses his/her place by experiencing a physical migration, he/she brings all the acts of his social and daily life with him/her through his memory. These acts kept in the memory, stands out as the founding elements of the space in the new lands. Immigrants attempt to create their own spaces and lives through their memories instead of venues and lifestyles offered to them. For this reason, space is also the opposite of mental migration and alienation as the preservation of ego and identity. The space, in the migration actions that took place in the current time period, on one hand, is the main actor of eternal immigration and on the other hand protecting identity. The immigrant is stuck between the space offered to him/her and his/her actions and spatial memory in the new lands he/she has come from. The study aims to examine the situation of the immigrant, to question the source of alienation and (main) migration over this sense incorporated by the space.
