TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14627/9
Browse
10 results
Search Results
Article Yüksek-Etkili Spor Atletlerinin Pelvik Taban Bilgisi, Farkındalığı ve Alt Üriner Sistem Semptomları: Kesitsel Bir Pilot Çalışma(2021) Celenay, Seyda Toprak; Düşgün, Elif Sena; Degirmendereli, Ahmet RasitAmaç: Pelvik taban ve alt üriner sistem semptomları (AÜSS) atletler için önemli konulardır. Bu çalışma, yüksek-etkili spor atletlerinin pelvik taban ile ilgili bilgi ve farkındalık düzeylerini ve AÜSS’lerini değerlendirmeyi ve cinsiyetler arasında pelvik taban bilgi ve farkındalık düzeylerini karşılaştırmayı amaçladı. Gereç ve Yöntemler: Toplam 88 atlet dâhil edildi. Pelvik taban bilgisi ve farkındalığı sorgulandı. AÜSS, Bristol Kadın Alt Üriner Sistem Semptom Anketi ve Uluslararası İnkontinans Konsültasyon Sorgulama Anketi-Erkek Alt Üriner Sistem Semptomları ile değerlendirildi. Pearson ki kare ve Fisher's exact testleri kullanıldı. Bulgular: Elli atlet (%56,8) futbolda, 21’i (%23,9) basketbolda ve 17’si (%19,3) voleybolda yer almaktaydı. Atletlerin çoğu pelvik taban kaslarını (PTK) duymamıştı (%73,9), PTK fonksiyonunu (%84,1) ve pelvik taban disfonksiyonu tedavisini (%86,4) bilmiyordu. Atletlerin çoğu pelvik taban kas egzersizlerini (PTKE) duymadığını (%84,1) ve hiç PTKE yapmadığını (%90,9) bildirdi. Kadın atletlerde pelvik taban bilgi düzeyi erkek atletlere göre daha yüksekti (p<0,05). Ayrıca kadın atletlerde en sık görülen AÜSS, depolama semptomlarına göre noktüri (%75,9) ve aciliyet hissi (%75,9), işeme semptomlarına göre duraksama (%62,1) iken; erkek sporcularda bu semptomlar depolama semptomlarına göre gündüz işeme sıklığı (%39,0) ve noktüri (%20,4), işeme semptomlarına göre tam boşaltamama (%11,9) idi. Sonuç: Atletler sınırlı pelvik taban bilgisi ve farkındalığına sahipti. Kadın atletler, erkek atletlerden daha fazla AÜSS’ye sahipti.Article Kemoterapi Alan Akciğer Kanserli Hastalarda Tat Değişikliklerinin Değerlendirilmesi(2022) Özkan, İlknur; Eroglu, NermınAmaç: Bu çalışma kemoterapi alan akciğer kanserli hastaların deneyimledikleri tat değişikliklerini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel olarak planlanan bu çalışma İstanbul ilinde bir eğitim araştırma hastanesinin kemoterapi ünitesinde Aralık 2020- Mayıs 2021 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırma verileri tanımlayıcı bilgi formu ve Kemoterapiye Bağlı Tat Alma Değişikliği Ölçeğiyle toplanmıştır. Bulgular: Akciğer kanserli hastaların % 62.3’ünün tat değişikliği deneyimlediği, % 68.6’ sının tat değişikliğine yönelik sağlık profesyonellerinden bilgi almadığı, %35.8’inin tat değişimini metalik tat olarak tanımladığı, %35.8’inin tat değişikliğiyle baş etme yöntemi olarak yemekleri soğuk yedikleri saptanmıştır. Hastaların CiTAS ölçeğinin temel tatlarda azalma alt boyut ortalamasının 2.49±1.39; rahatsızlık alt boyut ortalamasının ve paraguzi and fantoguzi alt boyut ortalamasının 2.48±1.35; genel tat değişikliği alt boyut ortalamasının ise 2.49±1.36 olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmada kemoterapi alan akciğer kanserli hastaların yarıdan fazlasının tat değişikliklerini deneyimlediği, orta şiddette tat duyusunda değişiklik ve rahatsızlık yaşadıkları ve en çok tanımladıkları tat değişikliğinin metalik tat olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda sağlık profesyonellerinin akciğer kanserli hastaların yaşadıkları tat değişikliklerini farkında olması, niteliğini ve şiddetini değerlendirmesi, takip etmesi ve buna yönelik gerektiğinde interdisipliner yaklaşımla önleyici ve tedavi edici girişimlerde bulunması önerilmektedirArticle Kronik Bel Ağrılı Bireylerde Kayropraktik Manipülasyonu İle Mulliganmobilizasyonu Tekniğinin Ağrı ve Fonksiyonellik Üzerine Etkisininkarşılaştırılması(2022) Özcan, Emrah; Tekın, Demet; Hatık, Sefa HaktanAmaç: Çalışmanın amacı, kronik bel ağrısı tanısı almış sağlık çalışanlarında, kayropraktik manipülasyon ve mulligan mobilizasyon tekniği yöntemlerinin ağrı ve fonksiyonellik üzerine etkinliğini karşılaştırmaktır. Araçlar ve Yöntem: Kronik bel ağrılı, 20-50 yaşları arasındaki (Mulligan grubu 27.70±6.57, Kayropraktik grubu 31.15±8.15) gönüllü 40 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm olgular antropometrik olarak değerlendirildikten sonra randomize olarak kayropraktik manipülasyon grubu (KMG) (n:20; 11 kadın, 9 erkek) ve mulligan mobilizasyon grubu (MMG) (n:20; 17 kadın, 3 erkek) olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Tedavi öncesinde bütün gruplar numerik ağrı skalası (NAS) ve Oswerty bel ağrısı engellilik anketi ile değerlendirilmiştir ve ardından gonyometre ile kalça ve belin normal eklem hareket açıklığına bakılmıştır. Haftada 2 kez, 4 hafta süresince KMG’ye kayropraktik manipülasyon, MMG’ye ise mulligan mobilizasyon tekniği uygulanmıştır. Katılımcılara bu uygulamalar dışında ekstra hiçbir tedavi uygulanmamıştır ve ilave bir aktivite içinde bulunmamalarına özen gösterilmiştir. Bulgular: Tedavi öncesi ve sonrası olmak üzere 2 farklı zaman diliminde yapılan testlerle uygulamaların etkinlikleri karşılaştırılmıştır. Antropometrik ölçüm değerleri açısından gruplar arasında bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Grup içi analiz sonuçlarında her iki grupta bütün değerlendirme parametrelerinde anlamlı farklılıklar bulunmuş olup olumlu yönde bir iyileşme görülmüştür (p<0.05). Gruplar arası değerlendirme sonucunda ise MMG ve KMG arasında tedavi öncesi ve sonrası değerler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç: Kronik bel ağrısı tedavisinde kayropraktik manipülasyon ve mulligan mobilizasyon tekniği yöntemleri arasında başarılı sonuçlar açısından bir üstünlük bulunamamıştır. Kronik bel ağrılı hastalarda her iki yöntemin de uygun koşullara göre kullanımı kabul görülmektedir.Article Covıd-19 Enfeksiyonlarında Dizi Analizi Yöntemlerine Genel Bakış(2022) Kılbaş, Elmas Pınar Kahraman; Aslan, Ferhat Gürkan; Altindis, MustafaŞiddetli akut solunum sendromu koronavirüs 2 (SARS-CoV-2), koronavirüs hastalığı 2019'un (COVID-19) etkeni olarak tanımlandı ve genomik veriler ilk olarak 10 Ocak 2020'de Çin tarafından paylaşıldı. O tarihten itibaren, dünya genelinde toplanan örneklerden viral genomu dizilemek için çok büyük çaba harcandı. Yakın geçmişte, kökenleri izlemek ve bulaşıcı ajanların evrimini anlamak, salgınların yayılma zincirlerini araştırmak, hem etkili ve hızlı moleküler tanı testlerinin geliştirilmesini kolaylaştırmak hem de tedavi ve aşıların araştırılmasına katkıda bulunmak için, yeni nesil dizileme (NGS) stratejileri, başarıyla kullanılmıştır. Teknoloji ve bilimdeki son gelişmeler, COVID-19'un etkeni olan ağır akut solunum sendromu koronavirüsü-2'nin (SARS-CoV-2) genomlarının, bir vakanın tanımlanmasından sonraki saatler veya günler içinde dizilenmesine olanak sağlamıştır. Bu sayede, ilk kez, bir pandeminin halk sağlığı ve epidemi boyutu gerçek zamanlı olarak izlenebilmektedir. SARS-CoV-2 genom dizilerinin erken paylaşımı, moleküler tanı testlerinin hızla geliştirilmesine olanak sağlayarak, küresel hazırlığa ve karşı önlemlerin tasarımına katkıda bulunmuştur. Hızlı, büyük ölçekli virüs genom dizilimi, viral salgınların dinamiklerini anlama ve kontrol önlemlerinin etkinliğini değerlendirmede oldukça önemlidir. SARS-CoV-2 gen dizilimi, gelişmiş tanılar, karşı önlemlerin geliştirilmesi ve hastalık epidemiyolojisinin araştırılması dahil olmak üzere birçok farklı alanda kullanılabilir. COVID-19'un etiyolojik ajanının genomik dizisini tam olarak tanımlamak için etkili ve hızlı dizileme yöntemlerinin geliştirilmesi, tanısal moleküler testlerin tasarımı ve pandemi yayılımını azaltmada etkili önlemlerin alınması ve stratejilerin belirlenmesinde temel olmuştur. Mevcut dizilerin sayısından anlaşıldığı gibi, SARS-CoV-2 genomlarına, farklı yaklaşımlar ve dizileme yöntemleri uygulanabilir. Bununla birlikte, her teknoloji ve dizileme yaklaşımının kendi avantajları ve sınırlamaları vardır. Bu derlemede, SARS-CoV-2 genomlarının dizilenmesi için şu andaki mevcut platformlar ve metodolojik yaklaşımlardan bahsedilecektir.Article Canlı Karaciğer Donör Adaylarında Hepatosteatozun Saptanmasında Biyopsi, Bilgisayarlı Tomografi ve Manyetik Rezonans Görüntülemenin Karşılaştırılması(2021) Sokmen, Bedriye Koyuncu; Şahin, Tolga; Koçak, Erdem; Oral, AlihanAmaç: Karaciğer donöründe hepatosteatoz (HS) varlığı, karaciğer transplantasyonu sonuçları üzerinde olumsuz etkilere sahiptir. Bu nedenle, donörde HS’nin tespiti, nakil öncesi dönemde hayati önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, canlı karaciğer donör adaylarında HS’nin saptanmasında karaciğer biyopsisi ve radyolojik yöntemlerin etkinliğini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Demiroğlu Bilim Üniversitesi’ne karaciğer transplantasyonu için donör adayı olarak kabul edilen 226 sağlıklı birey çalışmaya dahil edildi. Donörlerin demografik, histopatolojik, laboratuvar ve görüntüleme bulguları retrospektif olarak incelendi. Donörlerin bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) taramaları geriye dönük olarak yeniden değerlendirildi ve karaciğer yağ ölçümleri kaydedildi. Bulgular: Hastaların %39’u (88) kadın, %61’i (138) erkekti. Çalışma popülasyonunda ortalama yaş 34,3±8,7 yıl, ortalama ağırlık 78,0±12,6 kg, ortalama boy 169,1±9,6 cm ve ortalama vücut kitle indeksi 27,2±4,0 idi. Karaciğer biyopsisinde donörlerin %42’sinde <%5 HS vardı ve donörlerin %58’inde >%5 HS vardı. Hem BT hem de MRG, HS saptamada biyopsi ile anlamlı korelasyon gösterdi (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda MRG’nin BT kadar biyopsi ile ilişkili olduğu ve HS’nin saptanmasında rahatlıkla kullanılabileceği bulunmuştur. Karaciğer donörlerinde MRG kullanımı, iyonizan radyasyon içermemesinden dolayı nakil öncesi donör için daha uygun bir yöntem olabilir.Article Meme Kanserli Hastaların Ailesel Öykü Varlığı İle Kanser Tanısı Alma Evresi Arasındaki İlişki(2021) Özkan, İlknur; Eroglu, NermınAmaç: Meme kanserli hastaların ailesel öykü varlığı ile kanser tanısı alma evresi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmış ve uygulanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, Ekim-Aralık 2019 tarihleri arasında kemoterapi ünitesine başvuran 144 hasta dahil edilmiştir. Çalışma verileri hastalara araştırma hakkında bilgi verilerek, yüz yüze görüşülerek, anket formu kullanılarak toplanmıştır.Bulgular: Hastaların %27.8’inin ailesinde meme kanseri öyküsünün olduğu, meme kanseri tanısını en çok II. Evre (%58.3) ve ailesel meme kanseri öyküsüne göre kanser tanılama evrelerinin dağılımı istatistiksel olarak anlamlı (p=0.000) ve I. evrede ailesel meme kanseri öyküsü olanlar olmayanlara göre yüksek, IV evrede ise düşük olarak belirlenmiştir. Ailesel meme kanseri öyküsü olanların % 28.2’sinin, olmayanların ise %21.0’ının kendi kendine meme muayenesinde ilk kez kitleyi fark ettiği ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p=0.000, p=0.014).Sonuç : Hastaların ailesel meme kanseri öyküsünün olması, meme kanseri tanılama evrelerini, memedeki kitleyi ilk fark etme şekillerini etkilediğini, hastaların ailesel meme kanseri öyküsünü risk faktörü olarak algılamalarının erken dönemde tanılamada etkili bir faktör olduğunu düşündürmektedir.Article Canlı Vericili Karaciğer Naklinde Retrospektif Donör Hepatektomi Sonuçları- Tek Merkezdeneyimi(2021) Andaçoğlu, Oya M.; Dönmez, RamazanAmaç: Donör hepatektomi tekniğimizi ve donör seçimimizi tanımlamayı, vaka serimizi gözden geçirmeyi, \rkomplikasyon oranlarımızı ve sonuçlarımızı bildirmeyi amaçladık. \rGereç ve Yöntemler: Yeditepe Üniversite Hastanesi'nde Ekim 2019- Kasım 2020 tarihleri arasında 41 ardışık \rdonör hepatektomi olgusunu retrospektif olarak inceledik. Komplikasyonlar Clavien-Dindo sınıflamasına göre \rderecelendirildi. Tüm olgular laparotomi ile yapıldı. \rBulgular: 41 donör olgusunun 38'i (%92,6) sağ lob, 2'si (%4,8) sol lob ve 1'i (%2,4) sol lateral segment donör \rhepatektomisi idi. Takip süresi 9 ± 2,2 aydı (4-16 ay). Sekiz (%19,5) komplikasyon vardı ve hepsi minördü \r(derece 1 veya 2). Derece 3 veya daha yüksek komplikasyon görülmedi. Üç donörde heterozigot Faktör 5 \rLeiden mutasyonu ve 4 tanesinde heterozigot protrombin mutasyonu vardı. Kalış süresi ortalama 6,4±1,4 gündü \r(aralık = 5-12). Kontrollü diyet ve egzersiz programı ile 10 donör kilo verdi. Bu hasta alt grubunda bir yara \rkomplikasyonu vardı. \rSonuç: Tek merkezli donör hepatektomi serimizi çok iyi sonuçlarla sunuyoruz. Ayrıca Vücut Kitle İndeksi > 30\rkg/m2\rolan donörler için başarılı kilo vermeyi de tanımlıyoruz. Donör güvenliği, canlı donör karaciğer naklinin \ren önemli bileşenidir. Donör sonuçları iyi oldukça, canlı vericili karaciğer nakli dünya çapında yaygınlaşmaya \rdevam edecektir.\rArticle Citation - WoS: 2Analysis of Selected Steroid Hormones in Sea of Marmara Sediment Samples by Lc-esi/Ms-ms(Istanbul Univ, Fac Pharmacy, 2023) Aysel, Esra; Yurdun, TurkanBackground and Aims: Sediment is the general name given to the muddy structure located at the bottom of aquatic environments such as the sea. In our study, the amounts of steroid hormones were investigated in the sediment samples taken from the Marmara Sea. According to other studies, it has been determined that the excess of the hormone load in the sediments may be an indicator of human/animal sourced pollution, as well as the negative effects of the hormones mixed in the seas with the ecological cycle on the health of humans and animals.Methods: In our study, 31 selected human/animal, plant, natural and synthetic hormone-steroids were studied using Liquid Chromatography Electrospray Ionization Tandem Mass Spectrometry (LC-ESI/MS-MS). Methanol and QuEChERS were used as extraction methods. Sediment samples were taken from a total of 27 points selected for sampling at the Marmara Sea.Results: According to the results we found, the androgens: androsterone (24.50-1718.18 ng g-1), testosterone (86.30-1600.32 ng g-1); the estrogens: mestranol (33.73-228.32 ng g-1), equilin (53.44-1232.53 ng g-1); the progestagens; pregnenolone (37.50374.76 ng g-1), progesterone (39.96-405.60 ng g-1); levonorgestrel (325.25 and 937.93 ng g-1); the fecal sterols: cholestanone (57.57-1726.32 ng g-1), coprostanol + epicoprostanol (51.43-1370.33 ng g-1); and the plant sterol; campesterol (35.30-1859.90 ng g-1) were the compounds detected.Conclusion: Estrogens and progestogens are active components of birth control pills, and cholestanone and coprostanol + epicoprostanol are steroids that are indicative of human/animal pollution. Coprostanol + epicoprostanol and cholestanone, which are indicators of fecal pollution, were detected in all sediment samples. In our study, steroid hormones were detected for the first time in Sea of Marmara sediments and possible environmental risks were evaluated.Article Evaluation of Growth in Children Aged One- Two Years: a Cross- Sectional Study(Istanbul Univ, 2022) Guldemir, Hilal Hizli; Simsek, Tugce; Garipagaoglu, MuazzezObjective: The study was conducted to evaluate growth in children aged 1-2 years. Methods: In this study conducted with 302 children and their mothers, data on children and their families were obtained using a questionnaire. Z-scores were determined by measuring the weight and height of the children, and these were compared with percentile curves developed for Turkish children. Energy and macronutrient consumption were determined by taking a daily food consumption record for each child. Results: The average age, birth weight and height of children were 18.6 +/- 3.2 months, 3.2 +/- 0.5 kg and 50.0 +/- 2.3 cm, respectively. Their current weight and height were determined as 11.4 +/- 1.6 kg and 80.6 +/- 6.5 cm. It was observed that 85.6% of the children had normal body weight, 69.5% normal BMI and 56.2% normal height z score. It has been determined that body weight and height z-scores are higher in girls compared to boys (22.1%, 32.6% and 24.7% respectively in + 2SD). Body weights of children with high monthly income were also found to be significantly higher (15.6% in + 2SD, p=0.038). Conclusions: It has been concluded that the standards, gender and the economic status of the family in this age period are effective on childrens' growth.Article Investigation of the Synergic Effect of the Colistin/Sulbactam Combination in Carbapenem-Resistant <i>acinetobacter Baumannii</I> Complex Strains With Time-Kill and Checkerboard Methods(Bilimsel Tip Yayinevi, 2021) Kilbas, Imdat; Hatipoglu, Huseyin; Kilic, Umit; Kahraman Kilbas, Elmas Pinar; Koroglu, Mehmet; Altindis, Mustafa; Kılbaş, Elmas Pınar KahramanIntroduction: Infections caused by carbapenem-resistant Acinetobacter strains have become very common in recent years, and the most frequently used medicinal treatment is colistin. Combination treatments should also be applied to prevent development of resistance to colistin. This study examines the in vitro synergic effect of the colistin/sulbactam combination in carbapenem-resistant Acinetobacter strains with the time-kill and checkerboard methods. Materials and Methods: Twenty carbapenem-resistant Acinetobacter baumannii-calcoaceticus complex strains, which were isolated from various clinical samples, were included in this study. Strains were identified with mass spectrometry, and antibiotic sensitivity results were determined with the VITEK 2 (R) system. The in vitro effect and synergic activity of the colistin, sulbactam, and colistin/sulbactam combination on the carbapenem-resistant strains were determined using the time-kill and checkerboard methods. Seventeen strains were examined with the time-kill method, and twenty strains were examined using the checkerboard method. The fractional inhibitory concentration index of strains was calculated for detection of synergic effect. Results: Using the time-kill method applied on the colistin/sulbactam combination showed that the combination had a synergic effect on all 17 strains, while sulbactam alone did not have a bactericidal effect in the studied concentrations. When applying the checkerboard method, it was determined that the colistin/sulbactam combination had a synergic effect on 17 of the strains (85%) and an additive effect on 3 strains (15%), sulbactam had a low effect alone (15%), and colistin was effective on all strains. Conclusion: Study results indicated that the colistin/sulbactam combination had a high level of synergic effect on all studied strains using both methods.
