TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14627/9

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 22
  • Article
    The Moonstone Romanında Güvenilmez Anlatıcı, Biliş ve Hakikatin Bağlantı Noktası
    (2025) Çün, Başak
    T.S. Eliot tarafından modern İngiliz dedektif romanlarında liste başı olarak gösterilen Wilkie Collins’in The Moonstone (1868) romanı, bir elmasın kaçırılma hikayesini anlatan sürükleyici bir metindir. Collins, romanın önsözünde, anlatılan olayların, anlatıcıların gerçekte ne olduğunu aktarma güdülerinden doğduğunu duyurur. Ardından ise çoklu anlatıcı stili, anlatıları güvenilmez kılarak temel bir hakikat versiyonuna erişimi engeller, ve romanın epistemolojik temelinde bir sorgulamaya yol açar. Bu çalışma, Collins’in çoklu anlatıcı tekniğinin, dedektif kurgu yazın türüne kattığı yapısal değeri tanımakta, ve romanın problematik epistemolojisini, bilişsel görüş noktasından araştırmaktadır. Güvenilmezlik meselesini, yalnızca romanın yapısında aramak, metne gereken yaklaşımı sunmamaktadır- Collins’in anlatıların hakikati üzerine ifadelerini incelerken, bilişsel anlatıbilimin perspektifini benimsemek, ve metni, okuyucunun kavramsal ön kabullerinin farkındalığıyla okumak, güvenilmez anlatı meselesine “hakiki” bir yaklaşımı mümkün kılar. Okuyucu, bilginin inşası sürecinde merkezi bir pozisyona sahip olmak durumundadır; diğer bir deyişle, okuyucunun bilişsel çerçevesi, esrarın çözülmesi sırasında güvenilmez anlatılarla işbirliği halindedir.
  • Article
    Adölesanlarda Fiziksel Aktivite Düzeyleri Üzerine Bir İzlem Kohort Çalışması
    (2025) Tımurtas, Eren; Akkurt, Burcu; Durusoy, Ebru; Timurtas, Meral; Çolak, Betül Beyza; Akkurt, Mustafa Ferit
    Amaç: Düzenli fiziksel aktivite (FA), sağlığın korunması ve kronik hastalıkların önlenmesi açısından hayati öneme sahiptir. Ancak, küresel bulgular adölesan dönemde FA’da tutarlı bir azalma olduğunu göstermekte, Türk adölesanların da son on yıllarda giderek artan hareketsizlik düzeyleri yaşadığı bildirilmektedir. Adölesan dönem, FA alışkanlıklarının oluştuğu ve uzun dönem sağlık sonuçlarını etkilediği kritik bir gelişim evresini temsil etmektedir; ancak Türkiye’de bu konuda uzunlamasına kanıtlar sınırlıdır. Bu çalışma, prospektif kohort tasarımı kullanılarak adölesanlar arasında 18 aylık süreçte FA’daki değişimleri incelemeyi amaçlamıştır. Yöntem: Bu çalışma, prospektif kohort çalışması olarak planlanmıştır. Kasım–Aralık 2022 döneminde temel anketi tamamlayan 296 adölesan (5.–8. sınıf, 11–13 yaş), bunlardan rastgele seçilen bir okuldan 192 öğrenci Mayıs–Haziran 2024’te tekrar takip edilmiştir. Her iki zamanda da antropometrik ölçümler ve Fiziksel Aktivite Anketi–Çocuklar için Versiyonunun (PAQ-C) Türkçe geçerlilik çalışması yapılmış formu kullanılarak FA düzeyleri değerlendirilmiştir. Bulgular: Toplam 157 katılımcı (erkek, n=74; kız, n=83) her iki zamanda da değerlendirmeyi tamamlamıştır. Erkeklerde dokuz PAQ-C maddesinin altısında, kızlarda ise iki maddede anlamlı düşüş gözlenmiştir (p<0,05). Okul zamanı FA (maddeler 2–4) belirgin olarak azalmış, boş zaman ve ders dışı FA (maddeler 1 ve 5–9) ise büyük ölçüde değişmemiştir (p>0,05). Cinsiyet farklılıkları, erkeklerde kızlara kıyasla daha büyük azalmalar olduğunu göstermiştir. Sonuç: On sekiz aylık dönemde adölesanlarda FA düzeylerinde düşüş gözlenmiş, en belirgin azalmalar okul zamanı FA’da ve erkeklerde görülmüştür. Bu bulgular, Türkiye’de ergen FA’sının uzunlamasına izlenmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Türkiye’de ergenlerde FA’nın takip edilmesine yönelik çalışmalar halen sınırlıdır.
  • Article
    Ruhsal Bozukluğu Olan Suriye Uyruklu Göçmenlerde İçselleştirilmiş Damgalanma ve Tedaviye Uyum Arasındaki İlişki
    (2025) Dikec, Gul; Tekin, Emine; Barkalinezhad, Hanieh
    Amaç: Türkiye’deki Suriye uyruklu göçmenler, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu gibi yüksek oranda ruhsal bozukluklarla karşı karşıya olup, bu durum içselleştirilmiş damgalanma ve tedaviye uyum engelleriyle daha da karmaşık hale gelmektedir. İçselleştirilmiş damgalanma ile tedaviye uyum arasındaki ilişkinin anlaşılması, bu nüfus için etkili ruhsal sağlık müdahalelerinin geliştirilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Bu çalışma, Türkiye’deki psikotrop ilaç kullanan Suriye uyruklu göçmenlerin içselleştirilmiş damgalanma ve tedaviye uyum düzeylerini değerlendirmeyi ve bu iki değişken arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Yöntem: Kesitsel ve ilişki arayıcı bir çalışma, Ocak-Mayıs 2024 tarihleri arasında İstanbul’da, ruhsal bozukluk tanısı almış ve psikotrop ilaç kullanan 110 Suriye uyruklu göçmenle gerçekleştirilmiştir. Veriler, gelişigüzel örnekleme yöntemiyle Bilgi Formu, Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması Ölçeği (RHİDÖ) Arapça Formu ve İlaç Uyumu Bildirim Ölçeği (İUBÖ) kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: İçselleştirilmiş damgalanma (RHİDÖ) ile tedaviye uyum (İUBÖ) arasında anlamlı bir korelasyon bulunmamıştır (r = -0.16, p = 0.96). Ancak, cinsiyet ve çocuk sahibi olma durumu, içselleştirilmiş damgalanmanın anlamlı belirleyicileri olarak saptanmıştır (R² = 0.21, p < 0.001); kadınlar ve çocuk sahibi olan katılımcılar daha yüksek damgalanma düzeyleri bildirmiştir. Tedaviye uyum orta düzeyde olup, sosyodemografik veya ruhsal sağlıkla ilgili özelliklerle anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç: İçselleştirilmiş damgalanma ile tedaviye uyum arasında anlamlı bir ilişki bulunmamakla birlikte, cinsiyet ve ebeveynlik durumu damgalanmanın temel belirleyicileri olarak öne çıkmıştır. Ruh sağlığı uzmanları, tedaviye uyumu etkileyen faktörleri belirlemeye odaklanmalı ve özellikle kadın göçmenler ile çocuk sahibi olanlar için içselleştirilmiş damgalanmayı azaltmaya yönelik hedefe yönelik müdahaleler uygulamalıdır.
  • Article
    Psychological Health of University Students as Future Skilled Workforce: Predictive Role of Cyberbullying and Cybervictimization
    (2024) Mamacı, Merve
    Üniversite öğrencilerinin, gelecekteki nitelikli iş gücünü temsil eden bireyler olarak psikolojik sağlık düzeyleri mezuniyet sonrası profesyonel hayatta başarılı olmaları ve hem kendileri hem de toplum için üretken bireyler olabilmeleri açısından son derece önemlidir. Bu nedenle, mevcut üniversite öğrencilerinin ve gelecekteki nitelikli iş gücünü oluşturacak bireylerin psikolojik sağlık düzeylerini yordayan faktörler incelenmesi gereken bir konudur. Bu araştırmada, özel üniversitelerde öğrenim gören üniversite öğrencilerinin siber zorbalık ve siber mağduriyet düzeyleri ile depresyon, anksiyete ve stres düzeyleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırma İstanbul’da gerçekleştirilmiş ve araştırmaya 323 vakıf üniversitesi öğrencisi katılmıştır. Araştırmanın verileri Demografik Bilgi Formu, Siber Mağduriyet –Zorbalık Ölçeği ve DASS-21 Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma sonuçları, üniversite öğrencilerinin siber zorbalık ve siber mağduriyet düzeylerinin, depresyon, anksiyete ve stres düzeylerini yordadığını göstermiştir. Bulgular, literatür doğrultusunda değerlendirilmiş ve tartışılmıştır.
  • Article
    Investigating Nurses and Nurse Managers Experiences During the COVID-19 Pandemic: A Phenomenological Study
    (Dokuz Eylul University, 2024) Bacaksız, Feride Eşkin; Seren, Arzu Kader Harmancı; Güngör, Serkan; Bilgin, Osman; Baykal, Ülkü; Alan, Handan
    Giriş: Türkiye, ‹1.000 kişiye düşen hemşire sayısı› açısından OECD ülkeleri arasında sonuncuya yakın sırada yer almaktadır. Hemşireler ve hemşire yöneticiler zaten pandemi öncesi normal dönemlerde zor şartlar altında özveriyle hizmet veriyorlardı ve bu pandemi döneminde daha da zorlaştı. Bu nedenle hemşirelerin ve hemşire yöneticilerin pandemi sürecindeki deneyimlerinin araştırılması gelecekteki olası pandemilere karşı hemşirelik bakımında iyileştirme yapılması açısından önemlidir. Amaç: Bu çalışma, hemşirelerin ve hemşire yöneticilerin COVID-19 pandemisi sırasındaki deneyimlerini araştırmayı amaçlamıştır. Yöntem: Araştırmada fenomenolojik nitel yaklaşım kullanılmıştır. Örneklemi, COVID-19 pandemisi sırasında çalışan 14 yönetici hemşire ve 14 hemşire oluşturmuştur. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak sesli ve görüntülü görüşme yapılarak çevrimiçi olarak toplanmıştır. Bulgular, nitel araştırmaları raporlamak için birleştirilmiş kriterlere dayalı olarak rapor edilmiştir. Bulgular: Verilerin analizinin ardından, Türkiye’deki hemşire yönetici ve hemşirelerin COVID-19 zorluklarına ve deneyimlerine yönelik tutumları üç temaya ayrılmıştır: “İletişim ve İş birliği”, “Eğitim/Gelişim” ve “Çalışma Koşulları/Çevre”. Sonuç: Araştırma, hemşire yöneticilerin iletişimi kolaylaştırmak, hemşirelerin eğitim ve gelişim ihtiyaçlarını karşılamak ve personel hemşirelerin çalışma koşullarını iyileştirmek için büyük çaba sarf ettiği sonucuna varmıştır. Araştırma ayrıca, hemşire yöneticilerin hassas ve samimi yaklaşımlarının hemşirelerin dayanıklılığını artırdığını buldu. Hemşire yöneticilerin yönetim becerileri ve hemşirelerin pandemi sürecindeki deneyimleri, gelecekte ortaya çıkabilecek pandemi ve benzeri afetler in etkili bir şekilde yönetilmesi için değerli bilgiler ve kanıtlar sunmaktadır.
  • Article
    The Importance of Physical Trainig in E-Sports
    (2022) Akyüz, Beyza
    In this study, it is aimed to reveal the importance of physical training in e-sports. Today, with the development of technology, people have become sedentary and even carried the sports in their lives to the virtual world. E-sports is a good example of this subject. It is necessary to find an answer to the question of how this situation can be made healthier, taking into account the harm that may occur in terms of health, although it is a sport performed in the virtual environment and on the computer. At this point, the subject that should be emphasized is movement education and physical education. Physical and mental training is curicial important for e-sports players to continue their careers without losing their health. In this case, besides the technical training of the athletes, it is necessary to give importance to their mental and physical training and to add educational programs on awareness of health and performance. Articles about the requirements of e-sports, physiological and mental reflections of e-sports, negative and positive effects of e-sports on players’ health, physical training, movement education and e-sports have been researched and compiled, and the importance of physical training in terms of e-sports has revealed. E-sports is a virtual competition between people and electronic games. In recent years, as the rapid development of technology and the place of digitalization in human life have increased, electronic games have taken their place in the world of sports and the number of both players and spectators has grown exponentially. This situation has created anxiety in terms of the health of the society, which is becoming more and more inactive with each passing day. In this case, the focus is to answer the question of how it can be made healthier for both the e-sports player and the society. At this point, we meet the concepts of movement training and physical training emerge. The inclusion of physical training in e-sports training and its regular implementation has critical importance.
  • Article
    Kayıptan Sonra Doğan Çocuk Olmak: Nitel Bir Araştırma
    (2023) Boro, Fazilet Neslişah; Uygun, Ersin; Dikec, Gul
    Çocuk kaybı insanın deneyimlenebileceği en ağır travmatik deneyimlerden biridir. Çocuk kaybı yaşayan ebeveynler yas süreçleri tamamladıktan sonra veya tamamlamadan dünyaya yeniden bir çocuk getirebilirler. Kaybın ardından dünyaya gelen çocuklar kayıptan sonraki çocuk olarak adlandırılmaktadır. Kayıp gerçeği ve yaslı ebeveynin tutumları kayıp sonrasında doğan çocuğun kimliğini ve ruhsal durumunu etkilemektedir. Bu araştırmada kayıp sonrasında doğan çocukların yaşam deneyimlerini derinlemesine anlamak üzere nitel araştırma yöntemi kullanıldı. Belirlenen araştırma yöntemi doğrultusunda kayıp sonrasında dünyaya gelen on katılımcı ile yarı-yapılandırılmış bireysel görüşme gerçekleştirildi. Araştırmada elde edilen veriler tematik analiz ile incelendi. Tematik analizin sonucunda “kayıp çocuğa dair”, “kayıptan sonra doğmanın yaşama etkisi”, “kayıp sonrasında doğan çocuk olmak” ve “yas” ana temaları belirlendi. “Kayıp çocuğa dair” ana temasında ölen kardeş ile ilgili bilgiler, eşya ve fotoğraflar, ölüm nedeni ve şeklini öğrenme, kardeş ile ilgili imge ve fanteziler, duygular ve temas ihtiyaçları yer almaktadır. “Kayıptan sonra doğmanın yaşama etkisi” ana teması altında kayıp sonrasında doğmanın bireylerin hem kimlik ve ruhsal gelişimlerine hem de meslek seçimlerine etkisi ve ebeveynlerinin tutumları bulgulandı. “Kayıp sonrasında doğan çocuk olmak” ana temasında bireylerin günah keçisi, teselli çocuk ya da armağan çocuk ile ilgili ifadeleri yer aldı. Son ana tema olan “yas”ta ise, katılımcılar ebeveynlerinin yası, kendi yasları ve bu yas ile baş etme deneyimleri ile ilgili bilgiler verdiler. Kayıp sonrasında dünyaya gelmek bireylerin kimlik, ruhsal durum ve meslek seçimine etki etmekte; bireyleri olumsuz ebeveyn tutumları ile karşı karşıya bırakabilmektedir. Çocuk kaybı olan ebeveynlerin yas süreçlerinin izlenmesi ve yeni çocuk sahibi olma süreçlerine rehberlik edilmesi önerilebilir.
  • Article
    Ruhsal Bozukluğu Olan Bireylerin Fiziksel Sağlık Durumları: Kesitsel Bir Çalışma
    (2022) Gümüş, Funda; Atli, Abdullah; Dikec, Gul
    Amaç: Ruhsal bozukluğu olan bireylerin pek çok fiziksel hastalığının olmasına rağmen bu konu ülkemizde yeterince incelenmemiştir. Bu çalışma bir üniversite hastanesinin psikiyatri kliniğinde ayaktan takip edilen hastaların fiziksel sağlıklarının belirlenmesi amacıyla kesitsel ve tanımlayıcı araştırma deseninde yapıldı. Yöntem: Çalışmaya 137 birey katıldı. Çalışmada verilerin toplanmasında Bilgi Formu kullanıldı. Hastaların fiziksel sağlık davranışlarının değerlendirilmesinde; madde kullanımı, sağlığı geliştiren davranışlar, egzersiz, beslenme, uyku, öz bakım, ağız hijyeni, boşaltım ve cinsel yaşamlarına ilişkin sorular soruldu ve hastaların boy, kilo, beden kitle indeksi, yaşam bulguları ölçüldü. Bulgular: Bu çalışmaya katılan hastaların %21,9’unun bir fiziksel hastalığı olduğu, günlük ortalama 8,24±2,24 saat uyudukları, hastaların %59,9’unun uyandığında kendini dinlenmiş hissetmediği bulundu. Katılımcıların boşaltım alışkanlıkları değerlendirildiğinde %55,5’inin günde bir kez defakasyona çıktığı belirlendi. Katılımcıların %55,5’inin cinsel yaşamlarından memnun olmadığı, %80,3’ünün herhangi bir kontraseptif yöntem kullanmadığı belirlendi. Hastaların ağrı durumları değerlendirildiğinde %33,6’sının ağrı yaşadığı; en sık yaşanan ağrının %13,9 ile baş ağrısı olduğu belirlendi. Katılımcıların Beden Kitle İndekslerinin (BKI) ortalama 25,26±4,94 olduğu belirlendi. Sonuç: Ruhsal bozukluğu olan bireylerin fiziksel sağlıklarının geliştirilmesinde, hastaların sağlıklı yaşam alışkanlıklarının tanımlanması, davranış değişikliği yaratan psikososyal müdahalelerden yararlanılması önerilebilir.
  • Article
    Türkiye’de Yapılmış Damgalama ile İlgili Yayınların Birliktelik Kuralına Göre Bibliyometrik Analizi
    (2022) Dikec, Gul; Saritas, Merve; Oban, Volkan
    Bu çalışmada Türkiye’de yayınlanan ve ULAKBİM TR Dizin ile Türk Psikiyatri Dizininde yer alan, damgalama anahtar kelimesi içeren çalışmalar bibliyometrik yönden incelendi. Çalışma kapsamında toplam 143 çalışma değerlendirildi. İncelenen çalışmaların %80,4’ünün araştırma makalesi olduğu, sıklıkla tanımlayıcı desende yapıldığı belirlendi. Çalışmaların %65’inin toplumsal damgalama türü ile ilişkili olduğu, sıklıkla psikiyatri hemşireliği araştırma alanında yapıldığı ve en sık Psikiyatri Hemşireliği Dergisinde yayınlandığı belirlendi. Yapılan birliktelik kuralı analizine göre damgalama anahtar kelimesinin en sık ruhsal bozukluk, içselleştirilmiş damgalama, ruhsal bozukluğu olan birey ve bulaşıcı hastalık ile birlikte kullanıldığı belirlendi. İncelenen çalışmaların sıklıkla ruhsal bozukluklar ile ilişkili tanımlayıcı desende yapıldığı düşünüldüğünde, ruhsal bozukluklara yönelik damgalamanın azaltılmasını hedefleyen deneysel çalışma sayısının artırılması önerilebilir.
  • Article
    Teachers’ Work Life During Pandemics: Covid-19 Phobia, Intention To Quit Job and Psychological Capital
    (2021) Mamacı, Merve; Coşkun, Hikmet
    In this research, the relationship between the COVID-19 phobia and their intention to quit was examined.\rIn addition, the moderator role of psychological capital in the relationship between COVID-19 phobia and\rintention to quit job was investigated. 312 teachers who work in Antalya in various fields and levels\rparticipated in the study and the data were collected from the participants via online and by hand. The data\rwere obtained by using the demographic information form, the Psychological Capital Scale, the COVID-\r19 Fear Scale, and the Intention to Leave Scale. Results showed that there is a significant and positive\rrelationship between COVID-19 phobia and intention to quit job. In addition it has found that there is a\rnegative significant relationship between the COVID-19 phobia and psychological capital. Also, a negative\rsignificant relationship was found between intention to quit job and psychological capital. Finally, it was\rfound that psychological capital did not have a moderator variable role in the relationship between COVID-\r19 and intention to quit job. Based on this result, it was thought that psychological capital, which is one of\rthe psychological resources, may not be a protective factor in cases where the perception of physical security\ris not provided. The findings were evaluated and discussed within the framework of the literature, and\rsuggestions were made for future studies.