TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14627/9
Browse
8 results
Search Results
Article Yılmaz Güney’in Yaşam Öyküsü ve Sinema Sanatına Genel Bir Bakış(2019) Hayır, CelalYılmaz Güney, Türkiye sanat tarihine çok yönlü bir sanatçı (sinemacı) olarak damgasını vurmuş bir kişidir. Aktör, senarist, yönetmen ve yapımcı kişiliğinin yanı sıra, roman, öykü yazarı olarak da çok başarılara imza atmıştır. Çok yönlü aydın bir sanatçı kişiliği ve sorumluluğu ile sosyal-siyasal çalkantılar, bölünmüşlükler, toplumsal huzursuzluk ve ekonomik sıkıntıların hüküm sürdüğü bir Türkiye’de, gerek sanatsal eserleri ile gerekse sinemasal yapıtlarında sorunlara karşı duyarlı bir yaklaşım sergilemiştir. Türkiye toplumunun feodal çelişkilerini, ağı koşullar altında yaşayışını abartıya ve slogancılığa kaçmadan sinemasal toplumsal gerçekçi bir dille aktarma uğraşısına girmiştir. 1960’larda, Yeşilçam’ın yıldız oyuncu sistemi kastını kırarak kendi bireysel çabasıyla tırmanışa geçen Yılmaz Güney, Türkiye halkının gönlünde “Çirkin Kral”lık mertebesine kadar yükselerek efsaneleşmeyi başarmış ve oyunculukla ilgili alışılmış kalıpları yıkarak alternatif kimliğiyle kendisinden sonra bir çok oyuncuyu da etkilemiştir. Özellikle 1970’lerde hem yönetmen hem senaryocu ve hem de yapımcı olarak gerçekleştirdiği eserlerle Yeşilçam’a yön verdiği gibi, Yeşilçam sineması içinde alternatif- muhalif- yeni bir sinemanın oluşmasına önayak olmuştur. Yılmaz Güney sinemasını anlamak ve hakkında doğru tespitler yapabilmek için onun sinema serüvenini yasam öyküsüyle birlikte ele almakta fayda var.Article Michael Hardt Ve Antonio Negri’nin Siyasal Ontolojisi(2023) Uyurkulak, SerhatSiyaset kuramcıları Michael Hardt ve Antonio Negri’nin birlikte kaleme aldıkları İmparatorluk ve Çokluk başlığını taşıyan eserler insan ve toplum bilimleri alanlarında hatırı sayılır bir etki yaratmıştır. Yazarlar bu çalışmalarında modernlikten postmodernliğe, sanayi üretiminden sanayi sonrası maddi olmayan üretime, modern egemenlik anlayışından İmparatorluk adını verdikleri küresel rejime geçişin temel özelliklerini ele almaktadır. Bunun yanında, modernlikte etkin olan siyasal faillerin postmodern durumda “çokluk” adını verdikleri yeni bir siyasal öznellik bağlamında tekrar değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir. Bu makale Hardt ve Negri’nin siyaset kuramının sadece ampirik bir yaklaşımla kavranamayacağını, aynı zamanda siyaset ontolojisinin bakış açısıyla okunması gerektiğini öne sürmektedir. Bu iddianın temelinde Hardt ve Negri’nin modernliğe ait hâkim siyaset kuramlarından ve eleştiri yöntemlerinden ayrılarak Gilles Deleuze ve Félix Guattari’nin kullandığı Spinozacı ontolojiyi kendi çözümlemelerinin merkezine almaları yatmaktadır. Buna göre bu makalede Hardt ve Negri’nin ortaya attıkları İmparatorluk, çokluk, arzu ve maddi olmayan emek gibi kavramların başta Deleuze ve Guattari felsefesi olmak üzere hangi kaynaklardan beslendiği tartışılmakta, yazarların eserlerinin çerçevesini oluşturan siyasal ontoloji incelenmektedir.Article Ezra Pound ve A. H. Tanpınar: Modernist Dünya Edebiyatında İki Otantiklik Biçimi(2023) Uyurkulak, SerhatBu çalışma, yerleşik edebiyat tarihi anlatılarında Batıya özgü bir akım olarak değerlendirilen modernist edebiyatın küresel bir nitelik taşıdığı ve tüm dünyada bu edebiyatın kapsamına giren eserler üretildiği iddiasına dayanmaktadır. Bu iddianın temelinde bizzat modernlik olarak adlandırılan durumun dünyasal bir nitelik taşıması yatmaktadır. Modernlik, sömürgecilik ve emperyalizm yanında dünyanın çeşitli bölgelerinde görülen modernleşme ve Batılılaşma projeleriyle birlikte tüm dünyayı kapsayan bir olgu hâline gelmiştir. Bu makale, modernist edebiyatı kendinden önceki akımlardan ayıran biçimsel ve teknik yeniliklerin, modernlik durumunun ortaya çıkardığı yeni öznel ve toplumsal deneyimleri temsil etme ve bunlara karşılık verme çabasından kaynaklandığını öne sürmektedir. Bu bağlamda Ezra Pound’un “In a Station of the Metro” adlı şiiriyle Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur (A Mind at Peace) başlıklı romanı incelenmekte, bu eserlerin taşıdıkları biçimsel ve teknik özellikler ortak bir modernlik deneyimi üzerinden tartışılmaktadır. Farklı coğrafyalarda değişik biçim ve içeriklerle yaşanan bu ortak deneyim parçalanma, bütünlük hissinin kaybı, yabancılaşma ve bunların doğurduğu otantiklik arzusu olarak tespit edilmiştir. Pound’un şiirindeki imge anlayışıyla Tanpınar’ın romanındaki rüya estetiği yönteminin, ortak parçalanma deneyimine ve otantiklik arayışına bağlı geliştirilen iki edebi buluş olduğu gösterilmiştir. Ayrıca çalışmada Pound’un ve Tanpınar’ın tahayyül ettiği iki ayrı otantiklik biçiminin özgün nitelikleri ele alınmıştır.Article “Bu Hesapta Çocuk Var!” Türk Televizyon Dizilerindeki Çocuk Oyuncuların Instagram Hesaplarının Kıdfluencer Kavramı Bağlamında İncelenmesi(2023) Ünlü, Türkay Türkan; Keskin, Elif KarakoçBu çalışma, Türkiye’de 2020-2023 yılları arasında geleneksel televizyonda yayınlanan dizilerde yer alan çocuk oyuncuların ikincil ekran olarak sosyal medya kullanımlarını kidfluencer pratikleri bağlamında analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çocuk oyuncuların kidfluencer kimlikleri kapsamında incelenmesi, bu çalışmanın özgünlüğünü oluşturmaktadır. Ayrıca çalışma, çocuk oyuncuların geleneksel medyadaki rolleri ile sosyal medya üzerindeki kidfluencer kimlikleri arasındaki ilişkiye çocuk hakları, mahremiyet ve medya sektörü kapsamında odaklanması açısından önem taşımaktadır. Çalışma kapsamında belirtilen tarih aralığında yayınlanan ve oyuncu kadrosunda çocuk oyuncu bulunduran diziler, IMDB puanına göre sıralanmış, sıralamada yer alan dramaların çocuk oyuncuları içinde en fazla sosyal medya takipçisine sahip olan ilk iki hesap araştırmaya alınmıştır. Dizilerin seçilmesinde bir diğer etkeni ise çocuk oyuncuların aktif sosyal medya kullanıcısı olması oluşturmaktadır. İkincil ekran bağlamında çocukların en fazla takipçiye sahip oldukları sosyal medya platformu olmasından hareketle Instagram hesapları örneklem olarak seçilmiştir. Sosyal medya analizleri, çocuk oyuncuların diziye dahil oldukları dönemi içermesi sebebiyle Ocak 2021-Kasım 2021 tarih aralığını kapsamaktadır. Araştırmada çocuk oyuncuların Instagram hesaplarını analiz etmek ve araştırma sorularını yanıtlamak amacıyla nitel içerik analizi uygulanmıştır. Çalışma sonunda, çocuk oyuncuların ikincil ekranda kidfluencer konumunda yer aldıkları ve oyuncu kimliklerinin geri planda kaldığı tespit edilmiştir. Ayrıca araştırma bulguları doğrultusunda, kidfluencer konumundaki oyuncuların, ebeveynleri tarafından yetişkin dünyasına dahil edilerek minyatür yetişkin formunu almaları, çocuk olma haklarını aşan mahremiyet ihlalleri ve maddi kazanç unsuruna dönüşen kidfluencer çocukların, yasal düzenlemelere karşı konumları tartışılmıştır.Article Alevilerin Yüzyıllık İktisadi Tarihi(2023) Boz, Çiğdemİktisat tarihi insanlığın hayatta kalma çabalarının bir hikayesi ise bu hikâye ülkeden ülkeye hatta aynı ülke içindeki topluluklara göre değişiklik gösterecektir. Türkiye’nin en kalabalık azınlık grubunu oluşturan Alevilerin Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze kadar olan hayatta kalma hikayesine odaklanan bu çalışmada Alevi topluluklarının bu yüzyıllık süreçte geçirdiği sosyoekonomik dönüşümler ele alınmaktadır. Bu dönüşümleri tespit etmek ve arkasında yatan faktörleri anlamak için günümüzde artık farklı disiplinlerden gelen araştırmacıların katkılarıyla oluşmuş geniş bir Alevilik literatürü bulunmakla birlikte konuya iktisadi açıdan yaklaşan çalışmaların eksikliği göze çarpmaktadır. Oysa Alevilik ve Aleviler iktisadi bakış açısından ele alınması gereken pek çok veriyle doludur. Literatürdeki bu boşluğu doldurmak adına ilk adımlardan biri olmayı amaçlayan bu çalışmada, literatürdeki mevcut bulguların iktisadi olarak yorumlanmasının yanında sözlü tarih yöntemine de başvurulmuştur. Geleneksel kurumları ve toplumsal örgütlenmesi en az beş yüz yıl öncesine kadar götürülebilecek olan Alevilik Cumhuriyet reformları ile belli bir dönüşüme uğramış olsa da Aleviler açısından esas kırılma 1960’larda başlayan kente göçle birlikte başlar. İktisadi birikimleri ve becerileri bakımından diğer göç edenlerden negatif yönde ayrışan Aleviler, dil ve dini inanç açısından da dezavantajlı konuma sahiptirler. Bu eşitsizliklerini kamusal eğitim ve sağlık hizmetleriyle telafi ederek yükselmeye çalışan Aleviler 1980’lerden sonra bu olanakları da kaybetmişler ve siyasi iktidarlar nazarında marjinal konumlarını korumaya devam etmişlerdir. Özellikle kamuda belli mevkilere gelmeleri halen imkânsız olan Aleviler açısından Cumhuriyet’in hedeflediği eşit yurttaşlık idealine ilk yüzyılın sonunda ulaşılabilmiş değildir.Article Toplumsal Hareketler Bağlamında Sosyal Medya Arşivlerinin Toplumsal Belleğin İnşasındaki Rolü(2021) Çetin, Belgin; Eyrek, Aysunİnternet ve sosyal medya, bireylerin bilgi edinmek, etkileşimde bulunmak ve toplumsal olaylar karşısında tepkilerini dile getirmek için kullandıkları bir alan haline gelmiştir. Her gün, sosyal medya hesapları, web siteleri gibi dijital medya platformlarından sayısız bilgi üretilmekte ve paylaşılmaktadır. Bu bilgilerden bazıları teknik ve ekonomik sorunlar nedeniyle silinmekte ve bilgilere erişilememektedir. Erişilmeyen bilgiler arasında bugünün tarihini gelecekte aydınlatacak bilgilerin de olabileceğini, bu nedenle bu bilgilerin korunması ve uzun süre saklanması gerektiğini savunan dijital arşiv aktivistleri, geliştirdikleri uygulamalarla sosyal medya ve internet arşiv çalışmaların toplumsal bellek açısından önemini tartışmaya açmışlardır. Bu çalışmanın amacı da dijital bellek kavramından hareketle, sosyal medya arşivlerinin toplumsal belleğin inşasındaki rolünü ortaya koymaktır. Çalışmada dijital aktivist oluşumu Documenting the Now (DocNow) detaylı incelenmiş, arşiv çalışmaları toplumsal bellek açısından analiz edilmiştir. Dijital etnografi yönteminin kullanıldığı çalışmada, sosyal medya arşivlerinin, toplumsal belleğin inşasında önemli bir parçası olduğu, bugünün toplumunu gelecekte anlaşılmasında potansiyel taşıdığı ortaya konulmuştur.Article Basında Kadına Şiddeti Olumlayan Dil Kullanımı (Bir İnternet Haberciliği Analizi)(2019) Ozgen, Ebru; Sarıoğlu, Elif BaşakÇalışmamızda kadına yönelik şiddetin medyada nasıl yer bulduğu,yapılan haber dili üzerinden şiddetin nasılmeşrulaştırıldığı/sıradanlaştırıldığı araştırılmıştır. Basında kadınayönelik şiddet haberleri aktarılırken konunun toplumsal sorumluluğunuhissetmek ve bu yönde bir sorumluluk duygusu ile hareket etmekgerekmektedir. Araştırmamızda sansasyonel olması ve daha çok ilgigörmesi amacıyla bu tür haberleri sunarken başlıklarda kullanılan“çarpıcı” ifadelerin sonuçları tartışılmaktadır.Her ne kadar kadına yönelik şiddet küresel bir sorun olsa daülkemizde gittikçe daha yüzeye çıkan bir yara olarak ön planaçıkmaktadır. Araştırmamızda, kadına yönelik şiddet haberlerinin nitelikyönünden analizi yapılacaktır. Çalışmada öncelikle kadına şiddetinküresel boyutları ve Türkiye’deki hızlı artışı masaya yatırılacaktır.Ardından, medyanın bu konudaki gücü göz önüne alınarak, Hürriyet,Sabah ve Posta internet gazete sitelerinde 1Kasım -1 Aralık 2018tarihleri arasında yayınlanan haberler incelenmiştir. Kadına şiddethaberlerini sunarken seçilen başlıkların “ekme kuramı” bağlamındatoplumsal karşılığı konusunda “içerik analizi” yöntemi ile araştırmayapılmıştır. Kadına şiddet haberleri aktarılırken kullanılan başlıklardaseçilen kelimeler, dil ve uslub detaylı olarak irdelenmiştir. Konununoldukça hassas olması sebebiyle haberin sunumunda objektif olunmasıve sansasyonel ifadelerden kaçınılması şiddete uğrayan kişilerin ikincilbir yara almamaları açısından elzemdir. Araştırmada internet üzerindenyayın yapan üç gazetenin mercek altına alınması sonucu kadına şiddethaberlerinde kullandıkları başlıkların daha çok sansasyonel olması yönünde seçildiği ve konunun hassasiyetinin göz ardı edildiğigözlemlenmiştir.Article Space as a Source of Alienation in the Context of Migration Debates(Yildiz Technical Univ, Fac Architecture, 2022) Ulubay, Serhat; Onal, FerideMigration is one of the main agenda items of the time we live in. Migration mobility, which is defined as an act of displacement in its basic meaning corresponds to a process affecting many dynamics. It does not seem possible to make an overarching immigration definition due to the reasons for its emergence, the effect it creates on the social structure and the difference in its results. The phenomenon of immigration existing in the literature with definitions closer to its essential sense such as 'spatial mobility', 'act of displacement', 'transition from one place to another with the intention of settlement' does not contain the content of an absolute border crossing action. Crossing a border does not end the act of migration, but immigrants encounter ethnic, religious, social, class and many other thresholds and borders. For this reason, migration is not just an act of displacement. Immigrants migrate to places, cultures, social structures, life and many other aspects of new geographies. Social elements and spaces established with daily lives are one of the thresholds faced by the immigrant. Immigrants are stuck between the places in their geographies and the places and lifestyles in their new places where they came through immigration. This contrast manifests itself as soon as they step into a new geography and this situation transforms into an element of oppression for immigrants. The migration does not only correspond to the loss of physical spaces, but also to the dissipation of all social and daily life. For that reason, Arent, Heidegger and Blanchot define migrations of the current time period is independent of a physical displacement, alienation from the social and daily life acts to which one belongs and estrangement of the individual from his own essence. Alienation of one's own self, identity and sociality, drags them into an everlasting migration. For this reason, Blanchot emphasises that immigration starts as soon as the immigrant gets used to the places where he/she migrates, not when he/she fails to get used to the places. It is worth remembering that the space cited here has abstract content as well as concrete construction activity. Space according to Lefebvre exists as a product of the cultural, social and historical acts of societies. For this reason, it is specific to a community. It incorporates not only a concreteness, but also the mentality containing the traces of communities. Space represents a critical threshold in debates about immigration. For immigrants, space is both the grounds fin- establishing a sense of belonging and preserving their own identity, as well as the source of alienation and mental migration. This contrast is discussed in the study through Derrida's "hospitality" statement and the concepts of spatial memory and belonging. Immigrant according to Derrida, encounters a sovereign power defining itself as the owner of the place, in other words, the host, in the geography where he migrated. The host offers a place to the immigrant, whom he/she sees as a guest, and hosts him/her in his home. In fact, the landlord defines where, how and in what way he or she will live, together with the space and draws limits to him/ her. That he/she presents his/her way of life to the immigrant as if it were a rule that he/she must abide by. This style of presentation is a kind of imposition, because it doesn't contain any preference option in it: "I host you in my home. Welcome to my home, save to adhere my language, tradition, lifestyle, laws and rules". This language of life that the immigrant does not recognise and is not familiar with, is an act of mental 'violence perpetrated against him/her. This act of violence takes place through space. Although the immigrant loses his/her place by experiencing a physical migration, he/she brings all the acts of his social and daily life with him/her through his memory. These acts kept in the memory, stands out as the founding elements of the space in the new lands. Immigrants attempt to create their own spaces and lives through their memories instead of venues and lifestyles offered to them. For this reason, space is also the opposite of mental migration and alienation as the preservation of ego and identity. The space, in the migration actions that took place in the current time period, on one hand, is the main actor of eternal immigration and on the other hand protecting identity. The immigrant is stuck between the space offered to him/her and his/her actions and spatial memory in the new lands he/she has come from. The study aims to examine the situation of the immigrant, to question the source of alienation and (main) migration over this sense incorporated by the space.
