TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14627/9

Browse

Search Results

Now showing 1 - 8 of 8
  • Article
    James Joyce’un Ulysses Romanında Biçim: Parçalanma ve Kapanış
    (2022) Uyurkulak, Serhat
    James Joyce’un modernist edebiyatın başyapıtlarından biri kabul edilen Ulysses başlıklı romanı 1918-1920 yılları arasında tefrika edilmiş ve 1922 yılında kitap olarak yayımlanmıştır. Hem tefrika edildiği dönemde hem de yayımlanmasından bu yana Ulysses hakkında yoğun tartışmalar yapılmış, roman farklı yorumlama çerçevelerinden ele alınmaya çalışılmıştır. Bu yorumlama ve çözümleme çabalarında Ulysses’in olağanüstü bir çeşitlilik gösteren biçimsel özelliği her zaman önemli bir yer işgal etmiştir. Bu makalede James Joyce’un romanına yönelik belli başlı biçimsel çözümleme yaklaşımları üzerinde durulmakta, bu yaklaşımlarda Ulysses’e dair ne tür yorumlama pratikleri gerçekleştirildiği ve metnin tümüyle ilgili ne gibi anlam arayışlarına girişildiği ele alınmaktadır. Makalede yapılan tartışmada, Ulysses’in biçiminin müzikal okuması da dâhil olmak üzere, Homeros’un Odysseia destanını ve bu metnin içeriğini Joyce’un eserine birebir eşleyerek uygulamayı tercih eden yaklaşımların sorunlu yanları vurgulanmaktadır. Bunun yanında, Ulysses’in biçimsel çözümlemelerinde modernist edebiyatın ortaya çıktığı dönemin egemen toplumsal ve öznel deneyimi olan parçalanma ve bütünlük kaybı olgularının mutlaka merkezde yer alması gerektiği öne sürülmektedir.
  • Article
    Yalan Haber, “Post-Truth” Kavramı ve Medya Üçlemesi: Geçmişten Günümüze Gündem Belirleyen Örnekler
    (2020) Sarıoğlu, Elif Başak
    Bu makale, “post truth” kavramının 2016 yılı sonrası çok daha ön planaçıkmasına karşın; geçmişte de medyadaki örnekleri ile hayatımızdaolduğunun altını çizmektedir. Bununla birlikte, özellikle son yıllardayaşamımıza entegrasyonundaki artışa vurgu yapılmaktadır. Ağırlıklı olaraksiyaset ve siyasi propaganda ile ilişkili olarak ilerlese de ekonomik çıkarveya farklı sebeplerle de post truth yaklaşımların sergilenebildiğine şahitolunmaktadır. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizikullanılması suretiyle gelenekselden dijitale uzanan habercilik yolculuğundageçmişten ve günümüzden “ön plana çıkan”, “gündem yaratan” yalan haberörneklerinin incelenerek post truth kavramının hayatımızdaki yeriaraştırılmıştır. Bu doğrultuda, internetin her geçen gün artan hızı, erişimalanının genişliği gerek kullanıcı gerek içerik üretici olarak dijital alandakikullanıcı sayısındaki artış gibi etkenlerin yeni medya üzerinden post truthkavramı beslediği anlaşılmıştır. Post truth olarak nitelendirilen içindebulunduğumuz çağda toplumun gerçeklik kavramı ile bağını koparmasındaetken olan faktörlerin irdelenmesi, çalışma için alt yapı oluşturmaktadır.ÖzetAntik Yunan’da Platon, bilginin yanılmaz olduğu, yanlışa düşmediğini öteyandan, inancın yanılabilir olduğu ve yanlışlar yapabilmesi bakımındanbirbirinden ayrıldığını savunmuştur. Yani bilginin karşısında kimseduramaz ama inançlar ikna ile yönlendirilebilmektedir (Cross, Woozley,1999: 53-54). Orta çağ da gerçeği arayış insanları farklı inançlarasürüklemiştir. Mucizelere, mitlere inanılan bir döneme girilmiş ve birtakıminançlar uğruna insanların birbirine işkence yapması ve bunun bir topluluktarafından izlenmesi dahil olmak üzere insanlık dışı olayların yaşanmasınormal olarak karşılanan süreçler olarak algılanmıştır. Modern Çağ’da iseiçsel kanaatler gerçeklik haline gelmiştir. Medyanın gerçekliği inşa sürecibaşlamıştır. Bilgi toplumu olarak adlandırılan günümüzde ise bilgiye ulaşımhem kolaylaşmış hem de ucuzlamıştır. Ama burada bilginin kalitesi, bilginindoğruluğu gibi kavramlar da ön plana çıkmıştır. Enformasyondönüşümünün bu kadar arttığı bilgi çağı olarak adlandırılan bir dönemdeaynı zamanda post truth kavramının da bu denli yükselmesi de derin birçelişki olarak görülmektedir. Bilgi ve iletişim çağında yaşamamıza karşıniletişim konusunda geçmişte olmadığı kadar çalışma yapılması, iletişimselsıkıntı ve engellerin araştırılması dikkat çekicidir. Bir yandan teknolojininitici gücü ile çeşitlenen iletişim kanallarının avantajları yaşanırken diğertaraftan “birbirini gittikçe daha az anlayabilen” toplumlar oluşmuştur.Günümüzde, bireyler hoşlarına gitmeyen fikirleri savunanlardan kendilerinisoyutlayacak daha çok alan bulmaktadırlar. Diğer yandan, tam tersi de söz konusu olmaktadır. Kişiler için kendi inanç ve düşüncelerinipekiştirebilecekleri, onay alabilecekleri, kendileri gibi düşünenlerden oluşangrupların içerisinde kendilerini konumlandırmaları da kolaylaşmıştır.Carnegie Mellon Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmanınsonuçlarına göre insanlar kendi gerçekliklerini seçmeye meyillidavranmaktadırlar. Araştırma sonuçlarının da desteklediği üzere, bilgiyeulaşma yolunda objektiflikten uzak olduğumuz ortaya çıkmıştır. Din, eğitimve çevre gibi pek çok faktörün etkisiyle şekillenen inançlarımızdoğrultusunda bilgiyi edinmede seçici davranmaktayız. İnançlarımıza tersdüşen görüşlerin çoğunu yalan kabul etmekteyiz. (Golman, Hagmann,Loewenstein, 2017: 96-135). İşte tam bu noktada post truth kavramı ortayaçıkmaktadır. Sözlük anlamı olarak Post Truth; “duyguların ve kişiselkanaatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede rasyonelgerçeklerden daha fazla etkili olması durumudur” (Oxford Dictionary,2017). Bir diğer deyişle, rasyonel bilginin yanında duygusal tepkilerimizinağır basması durumu olarak da değerlendirilebilir. Kavramın göreceli olarakyeni olduğunu ama uygulamanın öncesinde de varolduğunu ve bizler içintanıdık olduğunu söylemek mümkündür. Medyadan farklı dönemlerdenseçilen örneklerin de desteklediği üzere, “Post Truth” kavramı son yıllardadaha sıklıkla duyulmakta olsa da aslında geçmişte de örneklerinigördüğümüz bir olgudur.Çalışmada, son yıllarda hızla gelenekselden dijitale dönüşen habercilikalanında gündem belirleyen yalan haberlerden belirli örnekler incelenerek,post truth kavramının yeni bir olgu olup olmadığı irdelenmiştir. Araştırmada ayrıca “geleneksel ve yeni medya arasında gerçekliğin yitirilmesinoktasında farklar var mıdır?” sorusuna cevap aranmaktadır. Yeni medyakanallarının yaygınlaşması sonrası post truth kavramın yükselişi mercekaltına alınmıştır. Toplumun gerçeklikten kopması noktasına varanhaberlerin gelecekte yaygınlaşmasının önüne geçilmesi için alınabilecekönlemler tartışılmıştır. İleriki aşamalarda, gerçekliğin yitirilişinin toplumsaldönüşümdeki etkileri, toplum üzerinde hâkim olan ahlaki temelleringüçlendirilmesi konusundaki etkenler, yeni medyada sunulan bilgi kavramıve deneti sorunları konularında daha detaylı çalışmalar yapılmasıönerilmektedir. Araştırmada, post truth yaklaşımının yeni bir olguolmadığının vurgulanması amacıyla, geçmişte ve günümüzde dünyadan veTürkiye’den post truth yaklaşım ile ön plana çıkan haberler ele alınarakiçerik analizi yapılmıştır. Post truth kavramını ön plana çıkaran siyasihaberlere ek olarak farklı konulardaki haberlerin de olduğu görülmüştür.Çalışmada ayrıca gerçekliğin yitirilmesi noktasında, geleneksel ve yenimedya arasında farklılık yaratan etkenlere değinilmiştir. Post truthyaklaşımın, iletişim teknolojisindeki ve bununla bağlantılı olarak medyaalanındaki yenilikler sonrası daha hızlı bir ivme ile yaygınlaşmaya başladığıanlaşılmıştır. Post-Truth haberlerin yaratılması ve yayılması konusunda ilkakla gelen kesim gazeteciler ve medya çalışanlarıdır. Kurt Lewin’in eşikbekçileri modeline göre haberin kaynağı ile hedef kitlesi arasında yer alaneşik bekçileri hangi haberin ne şekilde aktarılacağını belirleyen kesimdir. Bukesim genellikle medya editörlerinden oluşmaktadır. Maxwell Mc Combs
  • Article
    Hipergerçeklik Çağında Medya ve Tüketim
    (2023) Güdüm, Sinem; Doğan, Ece
    Yeni medya teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte internet, en önemli tüketim alanlarından biri haline gelmiştir. Yeni teknolojiler, tüketimde “sembolik değiş tokuşun” daha hızlı bir şekilde gerçekleşmesini sağlarken, online alışveriş yapanlar arasında etkileşimi mümkün kılarak, bireylerin değer biçme yapılarını da yeniden şekillendirmektedir. Günümüzde blockchain tabanlı Metaverse kapsamında oluşturulan hipergerçeklikte, tüketicilerin ilgili ürünü evlerinin konforunda, sanki fiziksel olarak mağazaya gitmişler gibi, 360 derece deneyimlemesi olasıdır. Bu noktada, tüketici geribildirimi de ‘anda’ eşzamanlı olarak alınabilmektedir; dolayısıyla ürün kişiselleştirmelerine de imkan tanınmaktadır. Metaverse içerisinde; fiziksel gerçeklik dijital kurguyla harmanlanarak, evren ötesi denilen siber alanda, çağımızın ‘üretüketicisiyle’ (prosumer) buluşmaktadır. Tüketim sürecinin her mecraya, ortama, zamana uygun şekilde yeniden şekillendirilebilmesi, özellikle bu alanda yeni medya teknolojilerinin sunduğu tüm imkanların kullanılmasını mümkün kılmıştır. Bu çalışma kapsamında; sanal gerçeklik teknolojileri ile kullanıcılarına karma gerçeklik (mixed reality) deneyimi sunan ve ilk sanal gerçeklik müzik-eğlence platformu olarak konumlandırılan “CEEK” ele alınarak, medyanın hipergerçeklik çağında nasıl tüketilmeye başlandığı Jean Baudrillard’ın “Simülasyon Kuramı” kapsamında irdelenecektir. Bu bağlamda, alanındaki ilk örnek olması sebebi ile CEEK platformu örnek vaka çalışması olarak seçilmiştir. Araştırmanın bulguları arasında; platformda sanal ve artırılmış gerçeklik teknolojileri ile yaratılan “doğrudan katılımcı deneyimi” sayesinde bireylerin ortak deneyim simülasyonları içerisine girdikleri saptanmıştır. Platform kapsamında ünlü iş insanları çeşitli eğitimler vermekte, konserler düzenlenmekte, çeşitli eğlence programları gösterilmektedir. Deneyim esnasında sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının bireylerin kendi evlerinden Dubai çöllerindeki canlı bir konsere ya da Amerikan ligindeki canlı bir spor etkinliğine sanal olarak katılmalarının mümkün olduğu ve hatta zamanda geriye gidilerek kayda alınmış herhangi bir konser, etkinlik, festival gibi içeriklere de sanal gerçeklik gözlüğü kullanılarak sanki o tarihte oradaymış gibi katılmanın mümkün olduğu gözlemlenmiştir. Platformun kullanıcılarına sunduğu \"ortak deneyim simülasyonu\", herhangi bir kodlama bilgisi olmadan onların da sanal gerçeklik üretimine dahil olmalarını sağlıyor. Böylece, platform katılımcıları, sunulan \"hiper-gerçeklik\" içindeki dijital \"yaşamlarının\" her alanında \"üretüketici\" kimliklerini koruyabilmektedirler.
  • Article
    Ezra Pound ve A. H. Tanpınar: Modernist Dünya Edebiyatında İki Otantiklik Biçimi
    (2023) Uyurkulak, Serhat
    Bu çalışma, yerleşik edebiyat tarihi anlatılarında Batıya özgü bir akım olarak değerlendirilen modernist edebiyatın küresel bir nitelik taşıdığı ve tüm dünyada bu edebiyatın kapsamına giren eserler üretildiği iddiasına dayanmaktadır. Bu iddianın temelinde bizzat modernlik olarak adlandırılan durumun dünyasal bir nitelik taşıması yatmaktadır. Modernlik, sömürgecilik ve emperyalizm yanında dünyanın çeşitli bölgelerinde görülen modernleşme ve Batılılaşma projeleriyle birlikte tüm dünyayı kapsayan bir olgu hâline gelmiştir. Bu makale, modernist edebiyatı kendinden önceki akımlardan ayıran biçimsel ve teknik yeniliklerin, modernlik durumunun ortaya çıkardığı yeni öznel ve toplumsal deneyimleri temsil etme ve bunlara karşılık verme çabasından kaynaklandığını öne sürmektedir. Bu bağlamda Ezra Pound’un “In a Station of the Metro” adlı şiiriyle Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur (A Mind at Peace) başlıklı romanı incelenmekte, bu eserlerin taşıdıkları biçimsel ve teknik özellikler ortak bir modernlik deneyimi üzerinden tartışılmaktadır. Farklı coğrafyalarda değişik biçim ve içeriklerle yaşanan bu ortak deneyim parçalanma, bütünlük hissinin kaybı, yabancılaşma ve bunların doğurduğu otantiklik arzusu olarak tespit edilmiştir. Pound’un şiirindeki imge anlayışıyla Tanpınar’ın romanındaki rüya estetiği yönteminin, ortak parçalanma deneyimine ve otantiklik arayışına bağlı geliştirilen iki edebi buluş olduğu gösterilmiştir. Ayrıca çalışmada Pound’un ve Tanpınar’ın tahayyül ettiği iki ayrı otantiklik biçiminin özgün nitelikleri ele alınmıştır.
  • Article
    Kentleşmenin Safranbolu (Karabük)’nun Kültürel Peyzaj Değişimi Üzerindeki Etkisinin İncelenmesi
    (2022) Bozkurt, Selvinaz Gülçin
    Safranbolu ilçesi Osmanlı dönemine ait geleneksel yapıları ve şehir dokusu ile sit alanı ilan edilmiş ülkemizin nadir yerleşimlerinden biridir. Bu özelliklerinden dolayı alan Unesco tarafından 1994 yılında kültürel miras alanı olarak Dünya Miras Listesine alınmıştır. Ancak son yıllarda küresel değişimin hızla artması, kentleşme hareketleri, endüstrileşme faaliyetleri, turizm talepleri, nüfus artışı ve ekonomik kaygılar alanın yapısal ve kültürel açıdan giderek değişmesine neden olmuştur. Bu nedenle bu çalışmada kentleşmenin artmasının Safranbolu’nun kültürel peyzaj değişimi üzerindeki etkisi incelenmeye değer görülmüştür. Çalışmada Safranbolu’nun kentleşmesi ve buna bağlı olarak kültürel peyzaj değişiminin analizi yerinde yapılan gözlem ve incelemeler ile alanın kültürel peyzaj kriterlerine uygunluğu değerlendirilerek yapılmıştır. Bu değerlendirmede alan; estetik, kimlik, sanatsal, sosyal, bilimsel, tarihi ve arkeolojik değerler açısından incelenmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda Safranbolu’da sit alanları dışında ki yerleşim alanlarında geleneksel dokudan giderek uzaklaşıldığı ve kültürel peyzajın da değişime uğradığı sonucu elde edilmiştir. Bu değişimin çoğunlukla kimlik, sosyal ve sanatsal değerler açısından yaşandığı belirlenmiştir. Sonuç olarak çalışmada kültürel mirasımızın en önemli alanlarından biri olan Safranbolu’nun bir bütün olarak, kültürel peyzaj değerlerinin korunması ve gelecek nesillere aktarılması gerektiğinin önemi vurgulanmış ve buna yönelik öneriler getirilmiştir.
  • Article
    Tüketim Kültürü Bağlamında Yavaş Kent Hareketi: Yabancılaşmadan Kaçış ve Bireysel Özgürleşme
    (2021) Avan, Ayşe Duygu Urak; Tosun, Nurhan
    Yavaş Kentler, metropollerdeki kapitalist toplumsal koşullar ve tüketim kültürü hâkimiyetindeki gündelik yaşamın yarattığı yabancılaşmadan kurtaracak, bireylerin gerçek ihtiyaçlarını fark ederek kendi yaşamlarını oluşturabilmeleri anlamında daha özgür kılacak güvenli birer sığınak olarak tanıtılmaktadır. Dünyada 264, Türkiye’de ise 18 yavaş kent bulunmaktadır. İzmir İline bağlı Seferihisar ilçesi, 2009 yılında unvanı alarak, bugün Türkiye’deki diğer yavaş kentlerin başkenti konumundadır. Yavaş kent unvanı ile birlikte markalaşan ilçeye, metropollerden önemli miktarda göç gerçekleşmiştir. Ancak kalabalıklaşmayla birlikte metropollere dair sorunları yaşamaya başlamış, sakinliği kaybetmek ve gelenlerin gitmek istemesiyle yüzleşmek zorunda kalmıştır. Bu çalışma, Seferihisar’ın yavaş kent oluşunun ardından girdiği değişim sürecini metropollerden sakin bir yaşam arayışıyla gelenler üzerinden değerlendirmeye çalışmaktadır. Çalışmada, fenomenolojik yaklaşımla ilerleyen bir araştırma deseniyle; İstanbul, Ankara ve İzmir’den gelerek ilçeye yerleşen 7 kişi ile gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerin yanı sıra doküman analizi, uzman görüşü ve gözlem gibi diğer veri toplama metotlarına başvurulmuştur. Elde edilen bulgular sonucunda, yabancılaşmadan kurtuluş ve bireysel özgürleşme bağlamında Yavaş Kent Seferihisar gibi küçük kentler seçeneğinin bir alternatif olmayabileceği; kapitalist kentsel koşulları yeniden ürettiği için bireysel özgürlüğün mekânsal değil, zihinsel olması gerektiği anlaşılmaktadır.
  • Article
    Mekân Üzerine Sorunsallar ve Kavrayışlar: Fenomenoloji Kuramının Yirminci Yüzyılın Mekân Anlayışına Etkileri
    (2020) Önal, Feride; Ulubay, Serhat
    Yirminci yüzyıl, mekân üzerine kavramsallaşmaların yoğunlaştığı bir zaman dilimi olmuştur. Kartezyen felsefenin rasyonelleştirici ve matematiksel kabullerle netliğe dayalı, mekânı kavrama biçimi sarsılmış, duyuların, algıların, bilincin öne alındığı, mekânın çok anlamlılığının önemsendiği kavrayış biçimi öne çıkmıştır. Bu durum, farklı bakış açıları ve sorgulama yöntemleriyle mekânın kavramsallaştırılmasının yolunu açmış, anlamını zenginleştirmiştir. Kuşkusuz, buradaki önemli rol, fenomenolojik düşünce biçiminin getirdiği, kökene dair sorular sorma ve benliğimize ait edimleri önemseme etkinliğine aittir. Fenomenolojik düşünce biçiminin, yirminci yüzyıl mekân kavrayışına ilişkin çok yönlü sorgusu, mekânın toplumsal, kültürel, psikolojik vb. yönelimle anlam sahasını genişletmiş, rasyonel ölçütler aracılığıyla algılama aralığına sıkışmış mekân düşüncesinin sınırlılığını ortadan kaldırmıştır. Bu çalışmada, yirminci yüzyılın mekân kavramsallaştırmasında önemli katkıları olan kuramcıların söylem ve düşünceleri üzerinden, mekân algısının değişimi, değişen kavrama biçimiyle beraber, kartezyen felsefeye yönelik eleştiriler ve fenomenolojik yaklaşımla mekânı okuma yöntemleri analiz edilmiş ve karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir.
  • Article
    Avrupa’da Dijital Etik, İnsan Hakları Bağlamında Yapay Zekâ ve Algoritmik Ayrımcılık
    (2024) Köseoğlu, Nihan Akıncılar; Çetin, Belgin
    Makale, Yapay Zekâ (YZ) kaynaklı insan hakları ihlallerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. YZ kullanımının etik çerçeve içinde gerçekleşmediği durumlarda insan hakları ihlallerinin ortaya çıktığını/çıkacağını iddia eden bu makale, önce YZ etiği ve dijital etik kavramlarının üzerinde durmaktadır. Makalenin kapsamı gereği, YZ etiğini meydana getiren Avrupa’da YZ ve insan hakları konulu yasal düzenlemeler temel alınmakta; ayrıca hakime/avukata ve bireylere yardımcı olan YZ uygulamalarından kısaca bahsedilerek, Avrupa’daki robot hakim uygulamalarına odaklanılmaktadır. Dolayısıyla makalenin sınırlılığı kapsamında, dijital etik ve YZ etiğinden bahsedildikten sonra, insan hakları bağlamında yapay zekâ kullanımı, başta Avrupa Birliği (AB) olmak üzere, OECD ve Avrupa Konseyi’nin hazırladığı yasal düzenlemeler, yapay zekâdan kaynaklanan insan hakları ihlalleri, yapay zekâ uygulamalarının ayrımcılık yasağı üzerindeki etkileri ve yeni bir ayrımcılık türü olarak algoritmik ayrımcılık konularına değinilmektedir. Türkiye’deki akademik çalışmalara bakıldığında, algoritmik ayrımcılık konulu henüz yeterli çalışma bulunmadığından, makalenin sunacağı akademik katkı yenilikçi olacaktır. Bu konuda -özellikle son birkaç yılda azımsanmayacak sayıda- Türkçe yayınlanmış diğer çalışmalar incelendiğinde, sanal mahkemeler, hakime/avukata ya da bireylere yardımcı olan yapay zekâ ve robot hakim yapay zekâ uygulamalarının tüm dünya genelindeki örneklerinin ele alındığı görülmektedir. Bu çalışmanın özgün değeri, YZ kaynaklı insan hakları ihlallerini önlemek için Avrupa’da YZ etiğinin oluşturulma sürecine odaklanmasındadır. Sonuç olarak, Avrupa’da YZ etik kurallarının oluşturulması, yaygınlaştırılması ve uygulanması süreci tamamlanmadıkça YZ kaynaklı insan hakları ihlallerinin devam edeceği kanısına varılmaktadır.