TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14627/9

Browse

Search Results

Now showing 1 - 3 of 3
  • Article
    Virginia Woolf’un “Street Haunting: A London Adventure” Denemesinde Şehirde Dolaşmanın Kadın Biçimi
    (2025) Uyurkulak, Serhat
    Bu makale, Virginia Woolf’un 1927 tarihli “Street Haunting: A London Adventure” başlıklı denemesini ve buradaki aylak kent gezginliğinin (flânerie) kadına özgü tasvirini ele almaktadır. Makalenin başında edebiyat çalışmalarında mekânın önemi ve güncel akademik incelemelerde gözlemlenen ve “mekânsal dönüş” adı verilen değişim kaydedilmektedir. Ardından, şehirlerin modernist edebiyattaki rolüne, özellikle de bu akıma mensup metinlerdeki yer ve zamanları, anlatı özelliklerini ve temaları şekillendirmedeki etkisine değinilmektedir. Ayrıca, Henri Lefebvre ve Yi-Fu Tuan gibi “mekânsal dönüş”ün öncüleri arasında yer alan isimlerin temel fikirlerine genel bir bakış sunulmaktadır. Çalışmada Woolf’un denemesinin aylak kent gezginliği üzerine benzersiz bir yaklaşım sergilediği, yazarın şehir sokaklarında bir içe bakış ve duygusal derinlik hissiyle dolaştığı öne sürülmektedir. Woolf’un şehir manzarasına dair gözlemleri ve şehirdeki yabancılarla karşılaşmaları, günlük yaşamın olanca karmaşıklığını yansıtan zengin bir potansiyel anlatı dokusu yaratmasına olanak tanımaktadır. Bu çalışmada ayrıca Michel de Certeau’nun yürümeyi bir tür taktiksel-retorik direniş ve anlam yaratma edimi olarak ortaya koyduğu kuramı tartışılmakta ve de Certeau’nun fikirlerinin Woolf’un denemesiyle ilişkisi öne çıkarılmaktadır. Woolf’un aylak kent gezginliği, erkek “flanör” figüründen farklı olarak yalnızca şehir kalabalığının ve çevrenin mesafeli biçimde gözlemlenmesiyle ilgili değildir, aynı zamanda yazarlığa dair bir yön de barındırmaktadır zira Woolf, şehirde dolanırken yaşadığı duyguları ve deneyimleri yazdıklarına yansıtmaktadır. Bu incelemede esas olarak Woolf’un kadın aylak kent gezgini (flanöz) tasvirinin geleneksel kamusal alan anlayışlarına meydan okuduğu, kadınların deneyimlerinin kentsel çevreyi ve bu çevrenin temsillerini yeniden tanımladığı vurgulanmaktadır.
  • Article
    Shirley Jackson’ın “The Lottery” Öyküsünde Kötülüğün Sıradanlığı ve Araçsal Akıl
    (2025) Uyurkulak, Serhat
    Bu makale, Hannah Arendt ve Max Horkheimer’ın kuramsal çerçevelerini kullanarak Shirley Jackson’ın “The Lottery” başlıklı kısa öyküsünün ayrıntılı bir yorumunu sunmaktadır. Öykünün okuyucuda yarattığı dehşeti insan doğasındaki zalimliğe ya da kör gelenekçiliğe bağlayan nispeten basitleştirici açıklamaların aksine bu çalışma, öyküdeki toplu öldürme ritüelinin bürokratik ve gayrişahsi şekilde gerçekleştirilmesiyle ortaya çıkan kötülüğün sıradanlığı ve araçsal akıl kavramları üzerinden bir metin çözümlemesi sunmaktadır. Bu incelemede, “The Lottery” öyküsündeki köylülerin eylemlerinin içsel bir kötülükten değil aklın araçsallaştırılmasından ve siyasal gücün bürokratikleşmesinden kaynaklandığı savunulmaktadır. Bu durum, Arendt’in tezine uygun olarak, sıradan bireylerin eleştirel bir akıl yürütmeksiniz tamamen “düşüncesiz” bir şekilde hareket ettiklerinde vahşet dolu eylemleri hayata geçirebildiklerini göstermektedir. Ayrıca, köylülerin geleneğe bağlılığı geçmişe yönelik aşırı bir saygıdan değil onu yönetici bir otorite olarak kabul etmelerinden ileri gelmektedir. Bu durumda asıl fetişleştirilen, Horkheimer’ın araçsal akıl kavramını örnekleyen bir biçimde insanların geleneğe sadakatle uymalarını sağlayan verimlilik veya etkililik prosedürü olmaktadır. Bu açıdan Jackson’ın kısa öyküsü, özellikle II. Dünya Savaşı sonrası bağlamda, herhangi bir şekilde sınırlandırılmamış araçsal aklın modern toplumda taşıdığı tehlikeler hakkında çarpıcı bir uyarı niteliği taşımaktadır.
  • Article
    Allegory of Risk Society in John Cheever’s “The Swimmer”
    (2025) Uyurkulak, Serhat
    Bu makale, Ulrich Beck’in “risk toplumu” kavramının, özellikle belirsizlik, felaket ve risk gibi temaları ele alan edebi metinleri yorumlamak için yeni bir çerçeve sunduğunu öne sürmektedir. Beck’in teorisi, geleneksel toplumlardan modern ve sanayi sonrası toplumlara geçişi, risk, tehlike ve felaket algıları temelinde ele alır. Bu çalışma, endüstriyel toplumdan geç modern topluma geçişin izlerini kaydeden bir eser olarak John Cheever’ın 1964 tarihli çığır açıcı kısa öyküsü “The Swimmer”ı incelemektedir. Beck’in çalışmaları sosyolojide önemli etkiler bırakmış ancak sınırlı sayıdaki iklim değişikliği, çevresel yıkım ve nükleer felaket anlatısı dışında edebiyat incelemelerinde yeterince kullanılmamıştır. Cheever’ın anlatısı, bu makalede, ana karakteri Neddy Merrill’in gerçeküstü ve okurda yön kaybı deneyimi oluşturan yolculuğu üzerinden 1960’larda Amerika Birleşik Devletleri’nde risk toplumunun yükselişini gösteren bir alegori olarak değerlendirilmektedir. “The Swimmer” Amerikan rüyasının ve müreffeh banliyö yaşamının varoluşsal çöküntüsünün bir eleştirisi olarak analiz edilmekte, ana karakterin banliyö havuzlarında yaptığı sıra dışı yolculuk ise endüstriyel modernitenin nispeten öngörülebilir, düzenli dünyasından sanayi sonrası toplumun karmaşık ve istikrarsız koşullarına geçişin bir simgesi olarak okunmaktadır. Bu makale, bahsi geçen kısa öyküsünde Cheever’ın bir dönemin güvensizliğe, yabancılaşmaya ve riske dair artan toplumsal bilincini başarıyla yansıttığını iddia etmektedir. Bu yönüyle mevcut çalışma, Cheever’ın öyküsü üzerine yapılan sınırlı akademik tartışmalara bir katkıda bulunmakta, edebiyat ile sosyolojik teori arasındaki kesişime dair yeni bir bakış açısı sunmaktadır.