TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14627/9
Browse
2 results
Search Results
Article The Moonstone Romanında Güvenilmez Anlatıcı, Biliş ve Hakikatin Bağlantı Noktası(2025) Çün, BaşakT.S. Eliot tarafından modern İngiliz dedektif romanlarında liste başı olarak gösterilen Wilkie Collins’in The Moonstone (1868) romanı, bir elmasın kaçırılma hikayesini anlatan sürükleyici bir metindir. Collins, romanın önsözünde, anlatılan olayların, anlatıcıların gerçekte ne olduğunu aktarma güdülerinden doğduğunu duyurur. Ardından ise çoklu anlatıcı stili, anlatıları güvenilmez kılarak temel bir hakikat versiyonuna erişimi engeller, ve romanın epistemolojik temelinde bir sorgulamaya yol açar. Bu çalışma, Collins’in çoklu anlatıcı tekniğinin, dedektif kurgu yazın türüne kattığı yapısal değeri tanımakta, ve romanın problematik epistemolojisini, bilişsel görüş noktasından araştırmaktadır. Güvenilmezlik meselesini, yalnızca romanın yapısında aramak, metne gereken yaklaşımı sunmamaktadır- Collins’in anlatıların hakikati üzerine ifadelerini incelerken, bilişsel anlatıbilimin perspektifini benimsemek, ve metni, okuyucunun kavramsal ön kabullerinin farkındalığıyla okumak, güvenilmez anlatı meselesine “hakiki” bir yaklaşımı mümkün kılar. Okuyucu, bilginin inşası sürecinde merkezi bir pozisyona sahip olmak durumundadır; diğer bir deyişle, okuyucunun bilişsel çerçevesi, esrarın çözülmesi sırasında güvenilmez anlatılarla işbirliği halindedir.Article Bedenselin Yankıları: The Return of the Native Romanında Beden ve Doğanın Bağıntılı Ontolojisi(2025) Çün, BaşakBu makale, Thomas Hardy’nin (1840-1928) The Return of the Native romanında duygulanım ve bedensellik arasındaki etkileşimi, Maurice Merleau-Ponty’nin beden fenomenolojisini de kapsayarak incelemektedir. Dilsel yapıları aşan, bedenler ve çevreler arasındaki dinamik ilişki olarak tanımlanan duygulanım, bedensel algı ve dış çevre arasındaki sınırları yeniden belirler. Viktorya dönemi beden-zihin ikiliği, Hardy’nin karakterlerinin ve doğasının, duyumsal deneyimlerin özne ve nesne arasındaki ayrımları erittiği geçirgen bir düzleme yerleştirilmesiyle yeniden değerlendirilmektedir. Makale, yüzü birincil duyumsal geçit olarak tartışmakta, bunun yanı sıra Hardy’nin Eustacia Vye ve Clym Yeobright gibi karakterleri tasvir etme biçiminin, bedensel olan ve doğa bileşenleri arasındaki girift ara bağlantıyı dışa vurduğunu anlatmaktadır. Görme ve duyma gibi duyum şekilleri, romanda algının akışkanlığını vurgularken, romandaki fundalık, yaşayan, insan varlığıyla dolaşık, duygulanımsal bir varlık olarak ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla makale, algıyı bedenleşmiş bir süreç olarak çerçeveleyerek, Hardy’nin anlatısını, Kartezyen ikiciliğe meydan okuyan duygulanımsal takaslar sahası olarak çalışmaktadır. Maddesellik ve bedensel olanı, bağıntısal bir ontoloji içerisinde betimlemektedir.
