TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14627/9
Browse
14 results
Search Results
Article Ruhsal Bozukluğu Olan Suriye Uyruklu Göçmenlerde İçselleştirilmiş Damgalanma ve Tedaviye Uyum Arasındaki İlişki(2025) Dikec, Gul; Tekin, Emine; Barkalinezhad, HaniehAmaç: Türkiye’deki Suriye uyruklu göçmenler, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu gibi yüksek oranda ruhsal bozukluklarla karşı karşıya olup, bu durum içselleştirilmiş damgalanma ve tedaviye uyum engelleriyle daha da karmaşık hale gelmektedir. İçselleştirilmiş damgalanma ile tedaviye uyum arasındaki ilişkinin anlaşılması, bu nüfus için etkili ruhsal sağlık müdahalelerinin geliştirilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Bu çalışma, Türkiye’deki psikotrop ilaç kullanan Suriye uyruklu göçmenlerin içselleştirilmiş damgalanma ve tedaviye uyum düzeylerini değerlendirmeyi ve bu iki değişken arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Yöntem: Kesitsel ve ilişki arayıcı bir çalışma, Ocak-Mayıs 2024 tarihleri arasında İstanbul’da, ruhsal bozukluk tanısı almış ve psikotrop ilaç kullanan 110 Suriye uyruklu göçmenle gerçekleştirilmiştir. Veriler, gelişigüzel örnekleme yöntemiyle Bilgi Formu, Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması Ölçeği (RHİDÖ) Arapça Formu ve İlaç Uyumu Bildirim Ölçeği (İUBÖ) kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: İçselleştirilmiş damgalanma (RHİDÖ) ile tedaviye uyum (İUBÖ) arasında anlamlı bir korelasyon bulunmamıştır (r = -0.16, p = 0.96). Ancak, cinsiyet ve çocuk sahibi olma durumu, içselleştirilmiş damgalanmanın anlamlı belirleyicileri olarak saptanmıştır (R² = 0.21, p < 0.001); kadınlar ve çocuk sahibi olan katılımcılar daha yüksek damgalanma düzeyleri bildirmiştir. Tedaviye uyum orta düzeyde olup, sosyodemografik veya ruhsal sağlıkla ilgili özelliklerle anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç: İçselleştirilmiş damgalanma ile tedaviye uyum arasında anlamlı bir ilişki bulunmamakla birlikte, cinsiyet ve ebeveynlik durumu damgalanmanın temel belirleyicileri olarak öne çıkmıştır. Ruh sağlığı uzmanları, tedaviye uyumu etkileyen faktörleri belirlemeye odaklanmalı ve özellikle kadın göçmenler ile çocuk sahibi olanlar için içselleştirilmiş damgalanmayı azaltmaya yönelik hedefe yönelik müdahaleler uygulamalıdır.Article Bir Vakıf Üniversitesindeki Hemşirelik Öğrencilerine Uygulanan Akran Bağımlılık Programının Madde Tüketimine Etkisi: Yarı Deneysel Çalışma(2025) Dikec, Gul; Savaş, Metehan Savaş Mete; Kılıç, Sude; Vargel, Çağla; Yazgan, İlknurAmaç: Bu çalışmanın amacı, bir vakıf üniversitesinde öğrenim gören ve bağımlılık yapıcı madde kullanan bir grup hemşirelik bölümü öğrencilerine uygulanan Akran Bağımlılık Programının, öğrencilerin madde tüketim oranları üzerinde etkisini belirlemektir. Yöntem: Çalışma tek grup, ön-test, son-test, yarı deneysel çalışma deseninde yapıldı. Veriler İstanbul’daki bir vakıf üniversitesinde, 2023-2024 eğitim ve öğretim yılı bahar yarıyılında araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan Bilgi Formu ile toplandı. Bir afiş hazırlanarak öğrencilere program ve araştırma duyuruldu. Çalışmaya katılmayı kabul eden öğrencilere, Akran Bağımlılık Programı uygulandı. Akran Bağımlılık Programı, bağımlılık ile ilgili bir seminer ve ardından broşür dağıtımı, daha sonra üniversite girişinde açılan akran standı ve akran danışmanlık gruplarından oluşmaktadır. Program araştırmacılar tarafından oluşturuldu. Çalışma, örneklemini madde kullandığını bildiren 27 hemşirelik öğrencisi oluşturdu. Verilerin analizinde ki-kare ve non-parametrik testlerinden Wilcoxon İşaretli Sıra testi kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 20,96 (1,53), %63’ü kadın, %33,3’ü üçüncü sınıf öğrencisi, %70,4’ü ekonomik durumunu orta algılamaktaydı. Akran Bağımlılık Programı öncesi ve sonrası hemşirelik öğrencilerinin madde tüketim oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: Gelecek çalışmalarda standardize edilmiş araçlar ve ölçümlerle yapılandırılmış akran programlarının ya da daha önce madde kullanan akranların liderliğindeki programların etkinliği incelenmelidir.Article Relationship Between Resilience, Secondary Traumatic Stress and Work-Related Factors Among Mental Health Professionals(Kare Publ, 2025) Dikec, Gul; Tokatlıoglu, Tugba Sahın; Çetinkaya, Saadet; Yasar, SaadetObjectives: Resilience is the ability to maintain or rapidly recover mental health under stress. Mental health profes- sionals are often exposed to workplace stress through violence, emotional labor, restrictions, and traumatic stories. Secondary traumatic stress results from being affected by others’ traumatic experiences. Examining the relationship between resilience and secondary traumatic stress among mental health professionals is therefore essential. Methods: This descriptive study was conducted between February and April 2022. Data were collected using the Per- sonal Information Form, the Resilience Scale for Adults, and the Secondary Traumatic Stress Scale. Participants included 212 psychiatric and mental health nurses, 28 psychiatrists, 14 psychologists, and six social workers. Results: A significant positive relationship was found between resilience and secondary traumatic stress. The regres- sion model, including secondary traumatic stress, gender, educational status, willingness to work in mental health, job satisfaction, and unit of work, significantly predicted resilience. Conclusion: Secondary traumatic stress and work-related factors, such as willingness and satisfaction with working in mental health and the unit of work, were found to play an essential role in resilience. Institutional support and supervision may strengthen resilience, while reducing secondary traumatic stress can enhance motivation and well- being. Institutions are recommended to implement strategies that address these factors to improve both resilience and professional effectiveness.Article Evaluation of Dietary Habits and Related Parameters in a Group of Inpatients With Mental Disorders(Kare Publ, 2025) Dikec, Gul; Ata, Elvan Emıne; Özer, Duygu; Çalışkan, Mahinur Betül; Taliskan, Mahinur BetulObjectives: This study aimed to examine the dietary habits and related parameters of individuals with mental disorders. Methods: This study was descriptive and cross-sectional. The sample consisted of 94 individuals hospitalized in the psychiatric clinic of a hospital between June and December 2021. Data were collected using an information form cre- ated by the researchers. Results: Of the participants, 83% were male, and 25.5% had a chronic physical illness. The patients had a diagnosis of mental disorder for an average of 6.07 years. The most common side effect was an increase in appetite (36.4%). Additionally, 76.6% ate within 15 minutes, 93.6% consumed fish once a week or never, and 56.4% never exercised. In- dividuals who consumed home-cooked meals had lower BMI averages than those who consumed fast food. A weakly significant positive correlation was found between BMI and waist circumference averages and the duration of medica- tion use. Individuals with anxiety disorders had lower waist circumference, glucose, and LDL values compared to those with mood disorders. In contrast, individuals with psychotic disorders had significantly lower LDL levels than those diagnosed with mood disorders. Conclusion: Individuals with mental disorders were found to have inadequate and unbalanced nutrition, consuming diets rich in carbohydrates and low in protein, which negatively affected their parameters. Psychiatric nurses should evaluate the dietary habits of patients and provide counseling about healthy nutrition.Article Mültecilere Yardım Eden Profesyoneller Arasında İkincil Travmatik Stres ve Başa Çıkma Deneyimleri: Nitel Bir Çalışma(2025) Dikec, Gul; Uygun, Ersin; Küçüknane, Ayşegülİnsani yardım çalışanları sağladıkları hizmetler gereği yoğun ve uzun süreli travmatik deneyimlere maruz ka- lır. Bu çalışmanın amacı, İstanbul’da bir sivil toplum kuruluşunda mültecilerle çalışan insani yardım çalışanla- rının ikincil travmatik stres deneyimlerini ve başa çıkma yöntemlerini incelemektir. Fenomenolojik desende yapılan bu nitel çalışma verileri, yarı yapılandırılmış bir görüşme formu kullanılarak Temmuz-Ağustos 2020 ta- rihlerinde derinlemesine görüşmeler yoluyla toplandı. Örneklem sosyal hizmet uzmanları, sağlık eğitimcileri, avukatlar, saha çalışanları, vaka yöneticileri ve koruma görevlileri olmak üzere 13 katılımcıdan oluştu. Verilerin analizi Colazzi’nin fenomenolojik yorumlama yöntemi ile yapıldı. Bulgular, beş ana tema (duygular, ruhsal du- rum değişiklikleri, işin tatmin edici yönleri, yorucu yönleri ve başa çıkma) ve 15 alt tema altında sınıflandırıldı. Mültecilere yardım sağlayan insani yardım çalışanlarının sıklıkla üzüntü, öfke ve korku yaşadıkları; hayatların- daki değişiklikleri fark ettikleri, bazen işlerinden yoruldukları bazen de memnun oldukları ve kendilerine yak- laşarak ya da uzaklaşarak başa çıktıkları bulundu. Mevcut bulgular göz önünde bulundurulduğunda, insani yardım çalışanlarına yönelik süpervizyon ve akran desteğinin sağlanması ve sürdürülmesi önerilebilir.Article Life and Stigma Experiences of Individuals with Substance Use Disorder: A Qualitative Study(Turkish Green Crescent Soc, 2025) Dikec, Gul; Umut, Gokhan; Albal, EsraThis study aimed to determine the life and stigma experiences of individuals with substance use disorder who received inpatient treatment in an adult detoxification center. Data for this qualitative phenomenological study were collected in Istanbul between April and December 2023. The data were analyzed using Colazzi steps. A total of 26 individuals with substance use disorder were interviewed. The content analysis identified three main themes. The initial topic discussed was the effect of substance use on individuals’ lives. The sec- ond theme discussed was stigmatization. The final theme addressed coping with stigmatization. The study revealed that participants experienced negative emotions, including regret, guilt, and shame, due to stigma- tization, exclusion, and discrimination. Substance use treatment should not only focus on pharmacotherapy but also the psychological and social needs of the individual. Furthermore, to address negative attitudes in society, mental health professionals could inform families and disseminate anti-stigma programs.Article Kayıptan Sonra Doğan Çocuk Olmak: Nitel Bir Araştırma(2023) Boro, Fazilet Neslişah; Uygun, Ersin; Dikec, GulÇocuk kaybı insanın deneyimlenebileceği en ağır travmatik deneyimlerden biridir. Çocuk kaybı yaşayan ebeveynler yas süreçleri tamamladıktan sonra veya tamamlamadan dünyaya yeniden bir çocuk getirebilirler. Kaybın ardından dünyaya gelen çocuklar kayıptan sonraki çocuk olarak adlandırılmaktadır. Kayıp gerçeği ve yaslı ebeveynin tutumları kayıp sonrasında doğan çocuğun kimliğini ve ruhsal durumunu etkilemektedir. Bu araştırmada kayıp sonrasında doğan çocukların yaşam deneyimlerini derinlemesine anlamak üzere nitel araştırma yöntemi kullanıldı. Belirlenen araştırma yöntemi doğrultusunda kayıp sonrasında dünyaya gelen on katılımcı ile yarı-yapılandırılmış bireysel görüşme gerçekleştirildi. Araştırmada elde edilen veriler tematik analiz ile incelendi. Tematik analizin sonucunda “kayıp çocuğa dair”, “kayıptan sonra doğmanın yaşama etkisi”, “kayıp sonrasında doğan çocuk olmak” ve “yas” ana temaları belirlendi. “Kayıp çocuğa dair” ana temasında ölen kardeş ile ilgili bilgiler, eşya ve fotoğraflar, ölüm nedeni ve şeklini öğrenme, kardeş ile ilgili imge ve fanteziler, duygular ve temas ihtiyaçları yer almaktadır. “Kayıptan sonra doğmanın yaşama etkisi” ana teması altında kayıp sonrasında doğmanın bireylerin hem kimlik ve ruhsal gelişimlerine hem de meslek seçimlerine etkisi ve ebeveynlerinin tutumları bulgulandı. “Kayıp sonrasında doğan çocuk olmak” ana temasında bireylerin günah keçisi, teselli çocuk ya da armağan çocuk ile ilgili ifadeleri yer aldı. Son ana tema olan “yas”ta ise, katılımcılar ebeveynlerinin yası, kendi yasları ve bu yas ile baş etme deneyimleri ile ilgili bilgiler verdiler. Kayıp sonrasında dünyaya gelmek bireylerin kimlik, ruhsal durum ve meslek seçimine etki etmekte; bireyleri olumsuz ebeveyn tutumları ile karşı karşıya bırakabilmektedir. Çocuk kaybı olan ebeveynlerin yas süreçlerinin izlenmesi ve yeni çocuk sahibi olma süreçlerine rehberlik edilmesi önerilebilir.Article Covıd-19 Döneminde Mültecilere Çevrim İçi Psikolojik Destek Sağlayan Ruh Sağlığı Profesyonellerinin Deneyimleri: Nitel Çalışma(2023) Kurşun, Şeyma Gök; Uygun, Ersin; Dikec, GulBu çalışmanın amacı, COVID-19 döneminde mültecilere yönelik ruh sağlığı desteği sunan profesyonellerin çevrim içi psikolojik destek deneyimlerinin incelenmesidir. Fenomenolojik desende yapılan bu çalışmada pandemi döneminde mültecilere çevrim içi psikolojik destek sağlayan ve Türkiye’de ikamet eden on ruh sağlığı profesyoneli ile derinlemesine çevrim içi görüşmeler yapıldı. Veriler tematik analiz yöntemi ile analiz edildi. Görüşmeden elde edilen veriler, beş ana tema ve on dokuz alt tema altında toplandı. Bu temalarda ruh sağlığı profesyonellerinin çevrim içi psikolojik desteğe yönelik ön yargıları ve bu sürece adaptasyon süreçleri; mültecilerle çalışırken çevrim içi psikolojik desteğin avantajları ve dezavantajları, çevrim içi psikolojik destek sürecinde yaşanan duygular ve bazı zor durumlardaki baş etme yöntemleri ile ilgili bulgular elde edildi. Ruh sağlığı profesyonellerinin bildirdiği zorlukların başında pandemi döneminde mültecilere sınırlı olanaklar dâhilinde çevrim içi psikolojik destek sunmaları ve dışsal sorunların psikolojik sorunların çevrim içi olarak çalışılmasında yarattığı güçlükler yer alırken; en önemli gereksinimleri çevrim içi ruh sağlığı hizmetini sürdürmenin inceliklerini öğrenme olduğu saptandı. Bu nedenle mültecilerle çalışan ruh sağlığı profesyonellerinin özellikle çevrim içi çalışırken daha fazla desteklenmeye ihtiyaçları olduğu ve alanda bu konuda gelecekte daha fazla çalışmanın yapılması gerektiği düşünülmektedir.Article Ruhsal Bozukluğu Olan Bireylerin Fiziksel Sağlık Durumları: Kesitsel Bir Çalışma(2022) Gümüş, Funda; Atli, Abdullah; Dikec, GulAmaç: Ruhsal bozukluğu olan bireylerin pek çok fiziksel hastalığının olmasına rağmen bu konu ülkemizde yeterince incelenmemiştir. Bu çalışma bir üniversite hastanesinin psikiyatri kliniğinde ayaktan takip edilen hastaların fiziksel sağlıklarının belirlenmesi amacıyla kesitsel ve tanımlayıcı araştırma deseninde yapıldı. Yöntem: Çalışmaya 137 birey katıldı. Çalışmada verilerin toplanmasında Bilgi Formu kullanıldı. Hastaların fiziksel sağlık davranışlarının değerlendirilmesinde; madde kullanımı, sağlığı geliştiren davranışlar, egzersiz, beslenme, uyku, öz bakım, ağız hijyeni, boşaltım ve cinsel yaşamlarına ilişkin sorular soruldu ve hastaların boy, kilo, beden kitle indeksi, yaşam bulguları ölçüldü. Bulgular: Bu çalışmaya katılan hastaların %21,9’unun bir fiziksel hastalığı olduğu, günlük ortalama 8,24±2,24 saat uyudukları, hastaların %59,9’unun uyandığında kendini dinlenmiş hissetmediği bulundu. Katılımcıların boşaltım alışkanlıkları değerlendirildiğinde %55,5’inin günde bir kez defakasyona çıktığı belirlendi. Katılımcıların %55,5’inin cinsel yaşamlarından memnun olmadığı, %80,3’ünün herhangi bir kontraseptif yöntem kullanmadığı belirlendi. Hastaların ağrı durumları değerlendirildiğinde %33,6’sının ağrı yaşadığı; en sık yaşanan ağrının %13,9 ile baş ağrısı olduğu belirlendi. Katılımcıların Beden Kitle İndekslerinin (BKI) ortalama 25,26±4,94 olduğu belirlendi. Sonuç: Ruhsal bozukluğu olan bireylerin fiziksel sağlıklarının geliştirilmesinde, hastaların sağlıklı yaşam alışkanlıklarının tanımlanması, davranış değişikliği yaratan psikososyal müdahalelerden yararlanılması önerilebilir.Article Türkiye’de Yapılmış Damgalama ile İlgili Yayınların Birliktelik Kuralına Göre Bibliyometrik Analizi(2022) Dikec, Gul; Saritas, Merve; Oban, VolkanBu çalışmada Türkiye’de yayınlanan ve ULAKBİM TR Dizin ile Türk Psikiyatri Dizininde yer alan, damgalama anahtar kelimesi içeren çalışmalar bibliyometrik yönden incelendi. Çalışma kapsamında toplam 143 çalışma değerlendirildi. İncelenen çalışmaların %80,4’ünün araştırma makalesi olduğu, sıklıkla tanımlayıcı desende yapıldığı belirlendi. Çalışmaların %65’inin toplumsal damgalama türü ile ilişkili olduğu, sıklıkla psikiyatri hemşireliği araştırma alanında yapıldığı ve en sık Psikiyatri Hemşireliği Dergisinde yayınlandığı belirlendi. Yapılan birliktelik kuralı analizine göre damgalama anahtar kelimesinin en sık ruhsal bozukluk, içselleştirilmiş damgalama, ruhsal bozukluğu olan birey ve bulaşıcı hastalık ile birlikte kullanıldığı belirlendi. İncelenen çalışmaların sıklıkla ruhsal bozukluklar ile ilişkili tanımlayıcı desende yapıldığı düşünüldüğünde, ruhsal bozukluklara yönelik damgalamanın azaltılmasını hedefleyen deneysel çalışma sayısının artırılması önerilebilir.
