Tınaz, Pınar

Loading...
Name Variants
Tınaz, Pınar
Job Title
Doktor Öğretim
Email Address
pinar.tinaz@fbu.edu.tr
Main Affiliation
Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü
Status
Website
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID

Research Topics

Social SciencesHealth Sciences
Decision SciencesPsychologyEconomics, Econometrics and FinanceHealth ProfessionsSocial Sciences
Management Science and Operations ResearchSocial PsychologyEconomics and EconometricsRadiological and Ultrasound TechnologySociology and Political Science
Construction Project Management and Performance
Bullying, Victimization, and Aggression
Cinema and Media Studies
Occupational Health and Safety Research
Workplace Violence and Bullying

Sustainable Development Goals

SDG data is not available

Publication Collaboration

Affiliation Name Count
Fenerbahçe University 1
Marmara University 1
1 / 1
Data obtained from OpenAlex
Scholarly Output

2

Articles

2

WoS Citation Count

0

Scopus Citation Count

0

Scholarly Output Search Results

Now showing 1 - 2 of 2
  • Article
    Sigmund Freud’e Göre Tekinsizlik Yaratan Beş Temel Motifin Korku Filmlerinde Kullanımı: Conjuring Üzerine Bir İçerik Çözümlemesi
    (2023) Tınaz, Pınar
    Tekinsizlik kavramı, ilk kez Alman felsefeci Friedrich W.J Schelling’in 1835 tarihli Mitolojinin Felsefesi adlı eserinde açıklanmış, psikiyatri literatürüne ise Ernst A. Jentsch’in 1906 yılında yayınlanan Tekinsizliğin Psikolojisi Üzerine adlı makalesi ile girmiştir. Mitolojik metinleri inceleyen Schelling’e göre tekinsizlik, titizlikle saklanan ve gizli kalması gerekenin açığa çıkması ile belirginleşirken, Jentsch tekinsizliği yeni bilgilerin içerdiği belirsizlik sonucu ortaya çıkan uyum eksikliği olarak tanımlar. Sigmund Freud ise Jentsch’in çalışmasında eksik gördüğü noktalara cevaben kaleme aldığı 1919 tarihli Tekinsiz adlı makalesinde tekinsiz olanın aslında tamamen yeni olmadığını; aksine bir zamanlar aşina olunan ancak süreç içinde bastırılan bir duygunun şekil değiştirerek tekrar gün yüzüne çıkması ile anlam kazandığını belirtir. Makalede tekinsizlik yaratan beş ana motiften bahseden Freud, bu motiflerin insan gelişiminin daha önceki evrelerine ait bastırılmış inançlar ile bağlantılarını açıklar. Freud’ün üzerinde durduğu beş temel motif; canlı – cansız varlıklar arasındaki ayrımın bulanıklaşması, tesadüflerin açıklanamayan örüntüler oluşturması, öte dünya varlıkları ile karşılaşmalar, tüm derece ve biçimleriyle ikizlik durumu, beden bütünlüğünün bozulmasına veya bir uzvun kaybına yönelik korkular (iğdiş edilme korkusu) olarak belirginleşmektedir. Bu çalışmada, senaristliğini Chad ve Carey Hayes’in, yönetmenliğini ise James Wan’in üstlendiği 2013 yapımı bir korku filmi olan Conjuring içerik analizi yöntemi ile incelenmiş, Freud’ün ele almış olduğu beş temel motifin, filmde direkt ve dolaylı olarak kullanım yoğunlukları tespit edilmiştir. Ayrıca söz konusu motiflerin olay örgüsünün hangi aşamalarına yerleştirildiği belirlenmiş, filmde tekinsizlik hissinin aktarımına yönelik senarist – yönetmen tercihleri anlamlandırılmaya çalışılmıştır.
  • Article
    Yabancılaştırma Efektlerinin Sinemasal Dile Etkileri: Woody Allen ve “Annie Hall” Üzerine Bir İnceleme
    (2023) Tınaz, Pınar
    Klasik Anlatı yapısı, Aristoteles’den günümüze geçerliliğini korumakta, popüler sinema çerçevesinde değerlendirilen eserlerde başat olarak kullanılmaktadır. Temeli özdeşleşmeye dayanan, olayların neden – sonuç ilişkileri ile ilerlediği geçişli bir anlatı yapısını benimseyen ve seyirciyi anlatı karşısında pasif kılan bu yapı, Alman oyun yazarı Bertolt Brecht tarafından eleştirilmiştir. Brecht’in Epik Tiyatro Kuramı, seyircinin anlatıya dışarıdan bakabildiği, dolayısıyla eleştirel düşünebildiği yeni bir anlayış yaratmıştır. Brecht kuramında, yabancılaştırma efektleri, epizotik anlatım, sosyal gestuslar, göstermeci oyunculuk ve anlatımcı yapıya yaslanarak seyircinin aktifleştirilebileceğini savunur. Brecht’in görüşleri, öncelikle Fransız Yeni Dalga Sineması içinde karşılık bulmuş; J.L Godard, F. Truffaut, A. Varda gibi yönetmenlerin filmlerinde etkisi açıkça gözlenmiştir. Sinema anlatısında dördüncü duvarın yıkılmasını ve seyircinin aktifleştirilmesini sağlayan yabancılaştırma efektleri, sıklıkla oyuncuların direkt seyirciye hitap ederek konuşması, diyalogların asenkron kaydedilmesi, çekim ekipmanının kadraj içinde bırakılması, filmsel mekan algısını bozacak kurgusal hataların özellikle planlanması, müzikte ve dekorda anlama zıt öğelerin kullanılması gibi yöntemler ile kendisini göstermekte, seyircinin özdeşleşme eğilimini sekteye uğratarak anlatının dışında kalmasını sağlamaktadır. Yabancılaştırma efektlerinin kullanımı, Avrupa sanat sineması ile sınırlı kalmamış, 1970’li yıllarda yükselişe geçen, New York merkezli Yeni Hollywood Sinemasında da anlatının eleştirel yapısını destekleyecek bir unsur olarak öne çıkmıştır. Klasik Hollywood sinemasının aksine, içinde yaşadıkları dünyaya eleştirel bir gözle bakan, biçimsel denemelere girişmekten çekinmeyen ve sinemayı sanatsal bir yaratıcılık alanı olarak benimseyen bu hareket içinde Dennis Hooper, John Cassavettes, Robert Altman, Mike Nichols gibi yönetmenler öne çıkmaktadır. Bu çalışmada, Yeni Hollywood Sineması içinde değerlendirilen Woody Allen’ın 1977’de çekmiş olduğu, New Yorklu genç bir kadının özgürleşme öyküsünü anlatan Annie Hall filmi, yabancılaştırma efektlerinin anlatıya etkileri çerçevesinde, dramatik çözümleme yöntemiyle incelenmektedir.